YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/15439
KARAR NO : 2009/1205
KARAR TARİHİ : 03.02.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.06.2004 gününde verilen dilekçe ile eski hale getirme istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.04.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, paylı taşınmazda davalı paydaşın oluşturduğu haksız elatmanın önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı, taşınmazda paydaş olduğunu, 2745 parsel sayılı taşınmazın kullanma taksimine tabi tutulmadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiş, projeye aykırı ortak alanda davalının otopark olarak kullandığı taşınmaz bölümünün eski hale getirilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan 2745 parsele ait tapu kaydından davacının 300/2142, davalının ise 442/2142 payının bulunduğu, paylı mülkiyet rejimine tabi taşınmazda dava dışı maliklerin de mülkiyet haklarının olduğu görülmektedir.
Türk Medeni Kanunu m.688’de paylı mülkiyet “birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla olmaları “şeklinde ifade edilmiştir.Bu tanıma göre paylı mülkiyetin söz konusu olabilmesi için;birden fazla kişinin bir mala paylı malik bulunması ve bu malın malikleri asında maddi olarak paylaşılmış olunmaması gerekir.Paylı mülkiyette,mülkiyet hakkına sahip birden ziyade kişi olmasına rağmen eşya üzerinde tek bir mülkiyet hakkı mevcut bulunur.Eşya üzerindeki bu tek mülkiyet hakkı malikler arasında bir paylı mülkiyet birliği meydana getirir.Her paydaş mülkiyet hakkının belli bir payına sahip olur.Her pay diğerinden bağımsız,ayrıca tasarrufi işlemlere konu olabileceği için kanun bazı istisnalar hariç,payları taşınmaz hükmüne tabi tutmuştur.
Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şuyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir.
Somut olaya gelince;
Davada, paylı malikler arasında bir kullanma taksiminin varlığı iddia ve ispat edilmediğinden, payına karışlık taraflar 2745 parselde yer kullandıklarından her iki tarafın da çekişme konusu bilirkişi krokisinde kırmızı ile işaretlenen yerde mülkiyet hakkı olduğundan, mülkiyet hakkı sahibinin Türk Medeni Kanununun 683.maddesinden kaynaklanan hakları kısıtlanamaz. Böyle olunca davanın reddi yerine istek hüküm altına alındığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.