YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/484
KARAR NO : 2007/5886
KARAR TARİHİ : 30.04.2007
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere … kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … … gelmiş davalı tarafından gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile “… Cad. … … Sokak no:20/1” adresinde matbaacılık üzerine faaliyette bulunmak üzere bir adi ortaklık kurduklarını, işletmenin “… Matbaacılık“ ticaret ünvanı ile faaliyete geçtiğini, 21.11993 tarihinde noterde adi ortaklık sözleşmesi de imzaladıklarını, ancak idareci ortak olan davalının yıl sonu bilançoları düzenleyerek gerekli kar paylarının ödenmesi konusunda herhangi bir girişimde bulunmadığını, 30.12.2004 tarihli ihtarla ortaklık kar payını istemişse de, davalı tarafından ortaklığın inkar edildiğini ileri sürerek, ortaklığın fesih ve tasfiyesine, ortaklık kar payından kendisine ödenmesi gereken miktarın da reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile imzalamış oldukları sözleşmenin kağıt üzerinde kaldığını, ortaklığın fiili olarak faaliyete geçmediğini, fiilen oluşmayan ortaklığın hiçbir mal varlığı ve gelirinin de bulunmadığını, kaldı ki bir yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğunu savunarak, davanın gerek zamanaşımı gerekse esastan reddini dilemiştir.
Mahkemece, işletmeye ait ticari defter, işletme defteri, faturalar ve diğer resmi belgelerde davalının isminin bulunmadığı, “… Matbaacılık” firmasının davalının babası
dava dışı … … adına kayıtlı olup, SSK kayıtları, ticari defterler ve faturaların da bu kişi adına kayıtlı olduğu, davacı ve davalının, … …’in yanında çalıştığının, SSK işyeri dönem bordrosu ile belgelendiği gerekçeleriyle adi ortaklığın fiilen kurulup faaliyete geçmediği kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı ile matbaacılık üzerine adi ortaklık kurduklarını belirterek, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile kar payının ödetilmesini istemiş, davalı ise taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi düzenlenmişse de, ortaklığın fiili olarak faaliyete geçmediğini, bu nedenle davacının kendisinden herhangi bir talepte bulunamayacağını savunmuştur. Taraflar arasında, noter huzurunda 27.1.2003 tarihli adi ortaklık sözleşmesi düzenlendiği uyuşmazlık konusu olmayıp, sözleşmede, “… Cad. … … Sok. no:20/1 Kadıköy/İstanbul adresinde, matbaacılık üzerine faaliyet gösterecek olan ortaklığa, her bir tarafın 10.000.000 TL sermaye ile katıldıkları, kar ve zararın sene sonu bilançosu yapıldıktan sonra iki ortak arasında eşit olarak paylaştırılacağı yazılıdır. İmzası davalı tarafından inkar edilmeyen bu sözleşme gereğince taraflar arasında Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin meydana geldiğinin kabulü gerekir. “… Matbaacılık” firmasına ait hiçbir resmi kayıt ve belgede davalının adının bulunmaması, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığını göstermez. İşletmeye ilişkin ticari defterler ile tüm resmi kayıt ve belgeler davalının babası dava dışı … … adına görünmekte ise de, 27.1.1993 tarihli sözleşme gereğince ortaklık, tarafların dış ilişkide ortak olarak görünmediği bir iç ortaklık tarzında oluşmuştur. Bu nedenle tarafların gizli ortak olarak yer aldığı, resmi kayıt ve belgeler ile dış ilişkide ise davalının babası olan … …’in gösterildiği, iç ortaklık niteliğindeki adi ortaklık ilişkisi sebebiyle davacının, davalıdan ortaklığa yönelik talepte bulunabileceği kabul edilmelidir. O halde davacı, ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istediğine göre, mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, tasfiyenin de bizzat yaptırılması gereklidir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki
hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece taraflar arasında, dış ilişkide resmi kayıt ve belgelerin davalının babası adına gösterildiği, iç ilişkide ise gizli ortaklık şeklinde bir adi ortaklık bulunduğu gözardı edilerek, ortaklığın fiilen faaliyete geçtiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 500 YTL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 30.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.