Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2008/15195 E. 2009/5671 K. 28.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/15195
KARAR NO : 2009/5671
KARAR TARİHİ : 28.04.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı,29.9.2004 gününde davalı hastanenin işlettiği kadın doğum servisine başvurduğunu, burada ilgili doktorun düşük yaptığını söyleyip, reçete yazdığını, reçetede yazılan ilaçları kullanırken baş ağrısı baş gösterip, ateşinin yükseldiğini, bu kez 5.10.2004 gününde aynı hastanenin kulak burun boğaz servisine gittiğini, kendisine kriptik tonsilit teşhisi konulup, herhangi bir test yapılmadan pensilin iğnesi enjekte edildiğini, yüksek ateş ve şok geçirdiğini, derisinin döküldüğünü, … hastanelerde tedavi gördüğünü,halen iyileşmediğini, tüm bunlardan diğer davalı doktorlarında sorumlu bulunduğunu ileri sürerek 60.000 YTL maddi ve 100.000 YTL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, tıbbın gereklerini yerine getirdiklerini ve olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacıda beliren sendrumların yapılan penisiline bağlanamayacağı gerekçe gösterilmek ve Adli Tıp Kurumu raporu esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK’nun 76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı,29.9.2004 gününde davalı hastaneye bağlı kadın doğum servisine başvurduğunu, verilen ilaçları kullanırken ateşlendiğini,bu kez aynı hastanenin kulak burun boğaz servisine gittiğini burada kriptik tonsilit teşhisi konulduğunu, teste tabi tutulmadan kendisine pensilin enjekte edildiğini ve bunun üzerine istenilmeyen sonuçların gerçekleştiğini ileri sürerek talepte bulunmuştur. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor ve Hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir … gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya bakıldığında, davacının mevcut rahatsızlığı nedeniyle 29.9.2004 gününde davalı hastanenin kadın doğum servisine başvurduğu, verilen ilaçları kullanırken ateşlendiği, bunun üzerine aynı hastanenin kulak burun boğaz servisine gittiği,burada kendisine penisilin ilacı enjekte edildiği, sonuçta davacının şoka girip uzun süre tedavi gördüğü ve bünyesinde bir kısım hasarlar oluştuğu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, gerek davacıya 29.09 2004 tarihinde yazılan reçetede kullanılan antibiyotikten ve gerekse sonradan 5.10 2004 tarihinde enjekte edilen penisilin ilacından dolayı davacının bünyesinde bir kısım hasarın oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Her iki halde de hastane ve uygulamayı yapan doktorların özensizlikleri mevcut ise meydana gelen zarardan sorumlu tutulmaları gerekir. Hükme esas alınan dosya içerisindeki Adli Tıp Raporunda, davacıya 29.9.2004 tarihinde aynı hastanenin kadın doğum polikliniğinde antibiyotik tedavisine başlandığı, daha sonrada aynı hastanede 5.10.2004 tarihinde penisilin yapıldığı, davacıda oluşan ’’stevan sendrumu’’nun penisiline bağlı olarak gelişmesinin söylenmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı, kişinin ailesinde penisiline karşı alerji öyküsü yoksa alerji testi yapılmasının mutlak zorunluluk olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, davalıların davacıya penisilin enjektesi yapmadan önce alerji testi yaptıklarını ispat edemedikleri gibi, ailesinde alerji öyküsü olmasa bile, nadiren olsada bu tür komplikasyonların oluşabileceği konusunda, kendisini bilgilendirip aydınlattıklarını ve bu konuda davacının onayını aldıkları da yazılı belge ile ispat edilmiş değildir.
Hükme esas alınan Adli Tıp kurumu raporunda davalıların, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak, varsa taraf delillerini topladıktan sonra, davalıların aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmedikleri, bunda kusurlarının bulunup bulunmadığı yönünde, inceleme yapılmak üzere dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 28.4.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.