YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5640
KARAR NO : 2008/11835
KARAR TARİHİ : 14.10.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, ilk çocuklarının heyecanı ile davacı …’in davalı … Hastenesinde hamileliliğin yaklaşık 3.ayında muayene edildiğini ve sonrası kotrollerinin de aynı hastenede yapıldığını, davalı Dr. … tarafından yapılan muayene ve tetkiklerin sonucunda sağlıklı bir çocuklarının olacağının söylediğini, 7.1.2004 günü diğer davalı … Hospital’de çocuğun sakat doğduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 225.000.00 YTL maddi, birleşen dosya ile de 110.000.00 YTL manevi tazminatın doğum tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalı … Hastanesi, …’in hamileliğinin yaklaşık 3. ayı içinde 1 kez gelip muayene edildiğini, triple test istendiğini ancak davacı … tarafından yapılmadığını, bir daha … Hastenesine gelmediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Diğer davalılar, davanın süresinde açılmadığını davacının hastenelerinde 1 kez muayene olduğunu, gereken tahlil ve tetkikleri eksiksiz yaptırıp daha sonra gebelik takibinin başka bir hastenede yaptırıldığını, kontrol ve tetkiklerde herhangi bir anomalliğe rastlanmadığını, ihmallerinin olmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, aldırılan Adlı Tıp Kurumu raporu esas alınarak davacı …’in çocuğunda saptanan anomolilerin rutin gebelik takipleri sırasında yapılan USG tetkiki ile teşhis edilmesinin tıbben beklenemeyeceği, davalı doktorun eylemlerinin tıp kuralarına uygun olduğu, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine dair 1983 tarih ve 510 sayılı Tüzüğün 5.maddesine göre de rahim tahliyesini gerektiren durumlar içinde yer almadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar bu davada davalı doktorun üstlendiği teşhis ve müdahaleyi yaparken özensiz ve kusurlu olması nedeniyle çocuklarının sakat doğduğu iddiası ile maddi ve manevi tazminat istemişlerdir. Davadaki ileri sürülüşe göre davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Vekil, üstlendiği vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucunun elde edilmemesinden sorumlu değil isede, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylem ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (B.K. 390/2 md) Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur. (BK. 321/2 md’si) o nedenle vekil konumunda olan doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifde olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumunda gerekdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yönteminide gecikmeden belirleyip uygulamak, uygulama sırasında … borcunu sonuna kadar yerine getirmek zorundadır. Hastanın meslek mensubu doktordan …, titizlik, ihtimamam ve dikkati bekleme hakkı vardır.
Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 3.İhtisasa Kurulunun 19.7.2006 ve 28.3.2007 tarihli raporlarında davalı doktorun eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, rahim tahliyesine dair 1983 tarih 510 sayılı tüzügün 5.maddesine göre rahim tahliyesi gerektiren durumlar içinde yer olmadığını bildirmişler, bu kez davacı vekilinin itirazları doğrultusunda inceleme yapılması için dosyanın Yüksek … Şurası’na gönderilmesi üzerine Yüksek … Şurası 11.12.2006 tarih 11362 sayılı kararla ceza mahkemelerinde açılmış davalar hariç adli ve idari davaların hazırlık soruşturmalarında Şura kararı istenemeyeceğine dair tavsiye karar olduğunu bildirerek rapor düzenlenmeden dosyanın iade edilmesi üzerine mahkemece, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmadan davacıların davalılardan talep edebileceği bir zararı olmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Öyle olunca mahkemece ilk rapor olan Adli Tıp Kurulu raporu yerterli görülmeyerek itibar edilmeyip yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiğine ve Yüksek … Şurasınca da bir görüş bildirilmediğine göre, mahkemece dosyanın yeniden konusuda uzman Tıp Fakültelerinden temin edilecek bilirkişi kurulundan rapor alınması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırının olup bozma gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçelerle temyiz olunan kararın davacılar yaranına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.