YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3204
KARAR NO : 2007/5900
KARAR TARİHİ : 30.04.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itiraın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile aralarında alacak borç ilişkisi bulunduğunu, davalının 9.000.000.000 TL’lik alacağını ödemediğini, başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, alacak iddiasının yasal delillerle ispat edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alacağın yasal delillerle ispat edilemediği, davacının delil olarak dayandığı, davalının … Asliye Ceza Mahkemesindeki ifadesinin de, davadaki talebin kabulü niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıdan alacaklı olduğunu belirterek, alacağının tahsili için başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın iptalini istemiş, delil olarak da davalının … Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/142 E. sayılı dosyasındaki borç ikrarına dayanmıştır. Davalı, davacının “tefecilik” suçundan sanık olarak yargılandığı, … Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/8 E. 2006/34 K. sayılı dosyası ile birleştirilen 2004/142 E. 2005/76 K sayılı dosyasının 14.12.2004 tarihli celsesinde müşteki sıfatıyla … olduğu ifadesinde, “ …sanıktan toplam 7.500.000.000 TL para alıp, kendisine 11.000.000.000 TL ödedim. Buna göre benim borcum bitti. Ancak sanık bana 18-19.000.000.000 TL borç çıkarttı.” şeklinde beyanda bulunmak suretiyle mahkeme içi ikrarda bulunmuştur.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 236 maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gereklidir. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrar söz konusu olabilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. İçeriği itibariyle de ikrar, basit (adi), vasıflı (gerekçeli) veya bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Vasıflı ikrarda, (gerekçeli inkarda) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir.
Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu karşı tarafca kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre de bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. (HGK. E. 2004/4-362, K.2004/347 T.9.6.2004, HGK.E.2003/3-118, K.2003/158 T.12.3.2003) Az yukarda belirtilen açıklamaların ışığı altında, somut olaya bakacak olursak; davalı, … Asliye Ceza Mahkemesinde müşteki olarak … olduğu ifadesinde, davacıya 7.500.000.000 TL borçlu olduğunu kabul etmekle birlikte borcunu fazlasıyla ödediğini savunmuş olup, davalının bu ikrarı, yapıldığı yere göre, kesin delil niteliğindeki mahkeme içi ikrar, içeriği itibariyle ise bağlantılı birleşik ikrar niteliğindedir. Bu tip ikrarlar bölünebilir ikrarlar olduğundan, davacıya 7.500.000.000 TL borçlu olduğunu kabul eden davalının, aldığı borcu ödediğini de yasal delillerle ispatlaması gereklidir. ( Bkz.aynı nitelikteki 13. HD. T.12.2.2002 E.2002/10468, K.2002/13325; 13.HD E.2002/15176, K.2003/4319 T.10.4.2003 sayılı kararları) O halde mahkemece davalıdan, borçlu olduğu 7.500.000.000 TL’yi davacıya ödediğine dair delilleri sorulup, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, davacının davasını ispat edemediğinden bahisle yazılı şekilde
hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINApeşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.