YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/14776
KARAR NO : 2009/5932
KARAR TARİHİ : 30.04.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı … …’nun yapıp sattığı taşınmazdan 6 nolu bağımsız bölümü 26.7.1993 tarihinde tapudan satın aldığını ve bedelini ödediğini, ancak taşınmazın bulunduğu arsanın evveliyatının orman olduğu ve orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesi ile hakkında ceza davası açıldığı ve tapuda 16.1.1995 tarihinde orman şerhinin verildiğini oysa kendisinin satın alırken böyle bir tapu şerhi bulunmadığını bildirerek 5556 Euro maddi tazminat ile 16.666 Euro manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, taşınmazın evveliyatının orman olması ve orman tahdidi içinde kalması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava konusu 1090 parsel numaralı taşınmaz 330 parsel olarak 12.5.1954 tarihli tapu kaydı ile zeytinlik
2008/14776-2009/5932
kestanelik tarla vasfı ile … kişi adına kadastro çalışmaları sonunda tesbit edildiği tutanağın 20.6.1962 tarihinde kesinleştiği, oysa bu taşınmazın 1944 tarihli orman tahdid çalışmalarında orman olarak tesbitinin yapıldığı, bilahare 25.7.1990 tarihinde ilan edilen orman tahdid çalışmalarında yeniden orman olarak gösterildiği ancak orman olduğuna ilişkin şerhin 16.1.1995 tarihinde tapuya işlendiği, taşınmazın Çınarcık belediyesinin yaptığı imar düzenlemesi ile 80 imar parseli olarak ifraz edildiği ve bunlardan dava konusu taşınmazın 1090 parsel olarak işlem gördüğü taşınmazda davalılardan … … tarafından yaptırılan binadan 6 nolu daireyi 26.7.1993 tarihinde davacının satın aldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu taşınmaz nedeniyle davacı hakkında açılan ceza davası derdest olup orman şerhinin iptali için üçüncü kişilerin açtığı davaların reddine karar verilmiş, davacının açtığı dava ise tesbit davasına dönüşmesi nedeniyle hukuki yarardan reddedilmiştir. Davacı tapu kaydına güvenerek satın aldığı taşınmazın zaptedilmesi nedeniyle davalıların zapta karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu bulunduklarını ileri sürerek ikame değerinin ödetilmesini istemiş, davalılar ise mevcut haliyle satın aldığını, sorumlulukları olmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık … mülk olarak tescile tabi olmayan ve yapılan tescilin yolsuz tescil olduğu, kamu malı ve orman vasfında bulunduğu kesinleşmiş yargı kararlarıyla sabit olan anılan taşınmazın ikame değerinin istenilip istenilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.6.2003 tarih ve 2003/13-414-410 sayılı kararında da açıklandığı gibi uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle kamu malı üzerinde durulması gerekir. En genel tanımıyla kamu malları, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları mallardır. Yararlanma, tahsis şekli, mahiyet gibi ölçütler çerçevesinde kamu malları çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Bir malın kamu malı niteliğinde olup olmadığı kamu hukuku düzenine, özellikle de idare hukukunun kural ve ilkelerine göre belirlenir. Eş söyleyişle, kamu malları … hukukun alanı dışındadır (Prof. Dr. … T….-Prof.Dr. … Eren-Prof.Dr. … Cansel; Türk Eşya Hukuku, Sevinç Matbaası, … 1978, sayfa:33). Akın Düren-İdare Malları-… 1975 s.40, … Oğuzman-… Seliçi-Eşya Hukuk … 1978 S.14 vd.). 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde (Madde 641,912) ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda (Madde 715,999) yer … kamu malları konusundaki hükümleri değinilen kuralın istisnaları değil, onun teyidi mahiyetindeki düzenlemelerdir; bu hükümlerle kamu malları eşya hukukunun dışında bırakılmışlardır. Kamu malları
2008/14776-2009/5932
kavramına ilişkin en açık ve ayrıntılı yasal düzenleme, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16.maddesinde yer almaktadır. Bu maddede “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerler hakkında ayrıntılı bir düzenlemede bulunulmuştur. Maddenin (A) bendi kamu hizmetinde kullanılan okul, hastane gibi yerlerin; (B) bendi kamunun yararlandığı mera, yaylak gibi orta malı taşınmazların; (C) bendi Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kayalar, tepeler gibi yerlerin; (D) bendi de Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanların, kadastro çalışmaları sırasında ne şekilde işleme tabi tutulacaklarını açıklamıştır. Düren “Kamu Malları için şöyle bir tanım vermektedir. Kamunun doğrudan doğruya ortak yararlanmasına veya kullanılmasına doğal nitelikleri gereği açık olan (sahipsiz mallar) veya Devlet ya da Kamu Tüzel Kişisi tarafından Kanunun doğrudan doğruya yararlanmasına veya kullanılmasına tahsis edilen (Orta Malları) veyahut bir kamu hizmetinin vasıtası olmak üzere tahsis edilen mallara (Hizmet Malları) kamu malı denir. (Düren age s.45)
Somut olay bakımından, söz konusu Yasa maddesinin özellikle (D) bendindeki düzenleme önem taşımaktadır; Bu bent kapsamındaki malların başta nitelikleri, kamu hizmetinde kullanılmalarıdır ve yasa, diğer bentlerine konu olan diğer kamu mallarının tersine, bu malların, Hazine veya ilgisine göre o kamu hizmetini veren kamu kurum ve kuruluşu ya da tüzel kişisi adına tespit olunacağını, dolayısıyla, bunların mülkiyete konu olabileceklerini öngörmüştür.
Ancak, açıktır ki, bir taşınmazın, Hazine ya da ilgili kamu kurumu, kuruluşu veya tüzel kişisinin mülkiyeti altında bulunması, onun kamu malı olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
Bir malın kamu malı olarak nitelendirilmesinin hukuksal sonuçları şunlardır; Kamu malları üzerinde … mülkiyet kurulamaz ve bunlar kamu hizmetine tahsisli oldukları, yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. (…-Eren-Cansel, age, sayfa 35.) Devlet mallarının haczine de olanak yoktur. (İcra ve İflas Kanunu, madde 82.) Buradaki “… mülkiyet kurulamaz” sözü, “… kişilerin veya … hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetine giremez” şeklinde anlaşılmalıdır. Temlik edilebilmeleri için de, mutlak surette kamu hizmetine tahsis olma niteliklerinin, yetkili organın hukuka uygun bir tasarrufu sonucunda ortadan kalkması, dolayısıyla kamu malı olma niteliğini yitirmeleri gerekir. Yetkili İdare Organlarınca Kamu mülkü olmaktan çıkarılmış bulunmayan bir taşınmaz malın, her nasılsa açık bırakılan tapu sicilindeki kaydına iyi niyetle dayanmak veya
2008/14776-2009/5932
hak kazandırıcı süre içinde elde bulundurmak yollarıyla mülk edinilmesi düşünülemez. Diğer bir ifade ile kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmazın … mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile MK.931. maddesi bu durumda uygulanmaz. (Y.H.G.K.30.09.1981 gün, E:1979/1-167, K:1981/656, … Reşit Karahasan, Türk Medeni Kanunu Eşya Hukuku, … 1977 S.1421.)
Bu sonuçlara bağlı olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.2.1990 gün ve 1989/1-700 esas, 1990/101 karar ve 18.10.1989 gün 1989/1-419 esas, 1989/528 karar sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere kamu malı niteliği taşıyan, yetkili idare organınca kamu malı olmaktan çıkarılmayan ve dolayısıyla … mülk olarak tescilen tabi bulunmayan bir taşınmazın, her nasılsa … mülk olarak tapuya tescil edilmesi, bir yolsuz tescil olup, o yerin özde tescile tabi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez. (H.G.K.’nun 26.2.2002 gün ve 2003/12-116 esas, 2003/111 k.sayılı ve 25.12.2002 gün ve 2002/12-1101 esas ve 2002/1113 karar sayılı ilamları da bu yöndedir.
Tekrar ve önemle vurgulanmalıdır ki, kamu malları … mülkler gibi devir ve temlik edilemezler; böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline … ilkelerinin uygulama yeri de yoktur.
Somut olayda çözülmesi gereken öncelikli sorun, açıklanan bu yasal durum karşısında, davacı ile davalılar arasındaki 28.1.1993 tarihli satış sözleşmesinin hukuken geçerli olup olmadığıdır. Sözleşmenin geçerli veya geçersiz sayılması, ona bağlanacak hukuksal sonuçlarda değişiklikler yaratacaktır.
Gelinen bu noktada B.K.nun 19. ve 20.maddelerine değinilmelidir.
B.K.nun 19.maddesinde, bir sözleşmenin konusunun, Kanunun gösterdiği sınırlar içinde serbestçe belirlenebileceği belirtildikten sonra, “Kanunun kat’i surette emreylediği hukuki kaidelere ve kanuna muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir.” denilmek suretiyle; bir sözleşmenin geçerli olabilmesinin, kanuna ve onun kesin olarak emrettiği hukuksal kurallara, ahlaka, kamu düzenine ve kişisel hükümleri ilişkin haklara aykırı bulunmamasına bağlı olduğu hükme bağlanmıştır. Böylece, sözleşmelerin geçerlilik koşullarından biri “kısaca kanuna aykırı olmamak”tır.
Davacı ile davalılar arasındaki satış sözleşmesinin, B.K. nun 19. maddesi anlamında kanuna aykırı bir sözleşme niteliğinde olup olmadığı, buna bağlı olarak, hukuken geçerli
2008/14776-2009/5932
bulunup bulunmadığı hususu bu kural çerçevesinde değerlendirildiğinde: Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, davalı tarafın, davacıya sattığı taşınmazın, … beri hukuksal nitelikçe bir kamu malı olduğu, üzerinde … mülkiyet kurulması sonucunu doğuracak şekilde alım satıma konu edilemeyeceği; bu sonucu sağlamaya yönelecek şekilde sözleşmeler yapılamayacağı kuşkudan uzaktır. Başka bir ifadeyle, kanun, tüm diğer kamu malları gibi, anılan taşınmaz yönünden de bu nitelikte sözleşmeler yapılmasını yasaklamış ve sözleşme serbestisini bu yönden sınırlamıştır.
Kanunun yasakladığı bir konuda yapılan sözleşme ise, BK.nun 19 ve 20.maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden ve özellikle 1O.maddedeki “… batıldır” sözünden çıkan sonuca göre, mutlak butlanla malüldür; eş söyleyişle, yapıldığı andan itibaren geçersizdir.
Bilindiği üzere, mutlak butlan, herkes tarafından ileri sürülebilir; ileri sürülmese bile kanun dolayısıyla hüküm ifade eder ve tarafların o yönde bir istek ve itirazları olmasa dahi, hakim tarafından resen nazara alınması gerekir. Mutlak butlanın hükümleri kesindir. Mutlak butlanla batıl bir sözleşme yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğundan, taraflar onunla bağlı tutulamazlar. Hatta, sözleşme taraflarının, mutlak butlanla batıl olma sonucunu doğuran nedeni somut olaydaki gibi, satım akdine konu taşınmazın kamu malı olduğu, dolayısıyla satılamayacağı hususunu bilmiyor olmalarının; dahası böyle bir sözleşmeyi kendi aralarında geçerli saymalarının dahi sonuca herhangi bir etkisi yoktur. Yine, bu nitelikteki bir sözleşmenin ifa edilmiş olması da, anılan sonuç yönünden önem taşımaz.
Tarafların bağlı tutulamayacakları bir sözleşme, doğaldır ki, onlar yönünden hak ve borç da doğuramaz. Buna bağlı olarak, böyle bir sözleşmenin ifası istenilemeyeceği gibi, ifa edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini de istenilemez.
Aynı gerekçeyle, kanuna aykırılık nedeniyle batıl (geçersiz) olan bir sözleşmeye konu malın, somut olaydaki gibi üçüncü kişi orman idaresi tarafından hukuka uygun neden ve yollarla tamamen zapt edilmesi halinde, BK.nun 192.maddesinde düzenlenen, satıcının zapta karşı tekeffül borcuda gündeme gelemez. Zira, bu borç, sadece hukuken geçerli bir sözleşmeye konu malın tamamen zaptı halinde söz konusu olabilecek bir borçtur.
Geçersiz bir sözleşme nedeniyle bir tarafın karşı taraftan aldığı şey, kendisi yönünden sebepsiz zenginleşme niteliğindedir. Dolayısıyla, geçersiz sözleşmenin tarafları sadece ve ancak, o geçersiz sözleşme nedeniyle birbirlerine verdiklerini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak
2008/14776-2009/5932
geri isteme hakkına sahiptirler. Kural olarak, bir taraf, verdiğini geri isterken, aynı anda ve karşılıklı olarak kendi aldığını da geri vermek zorundadır. Ancak, somut olayda olduğu gibi, verdiğini geri isteyen tarafın geçersiz sözleşme nedeniyle karşı taraftan aldığı şey kendi kusuru olmaksızın elinden çıkmış, dolayısıyla iade olanağı ortadan kalkmış ise, artık, aynı anda iade … aranmaz. Hal böyle olunca aşağıda belirtilen denkleştirici adalet ilkeleri de gözetilmek suretiyle hukuken geçersiz bir sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip karara bağlanması gerekir. Haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi içinde, öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını arttıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve … bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, … hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, … hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden … hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu,
2008/14776-2009/5932
olumsuz zararın bazı … durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2.maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre; Davacı adına olan tapunun iptal edildiğine ilişkin dosyada bilgi bulunmadığına göre,ancak taşınmazın az yukarıda açıklanan nitelikleri ve hukuki durum gözetilerek ve orman şerhinin de bulunması nedeniyle davacının artık satıştan dönme koşullarının oluştuğunun kabulü ile taşınmazın davacıya satıldığı 26.7.1993 tarihindeki satış bedeli 6000.000 TL nin dava tarihi itibarıyla ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurallarındaki artış, maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve taşınmazın iadesi … ile bu bedelin davalı satıcı mirasçılarından tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 30.4.2009 gününde oyçoğluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
2008/14776-2009/5932
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı, davalılardan …ın murisi olan … …’ndan 26.7.1993 tarihinde daire satın aldığını, ancak, 2 yıl sonra taşınmaz üzerine orman şerhi konulduğunu, hakkında ceza davası açıldığını, tapu kaydına güvenin esas olduğunu, diğer davalı belediyelerin de inşaate ruhsat vermek suretiyle kusurlu olduklarını ileri sürerek şimdilik 5556 Euro (10.000,00 TL) manevi, 16666 Euro (30.000,00 TL) maddi tazminatın tahsilini istemiştir.
Davalılar, kusurlarının olmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, Belediye, Hazine, Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği, … … mirasçıları yönünden ise, kusurlarının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm; davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda da kısaca özetlendiği gibi, davacı satın aldığı taşınmazın hukuki ayıp nedeniyle zaptedilmesi karşısında bu davayı satıcıya, Hazineye, Belediyeye ve Orman İdaresine karşı yöneltmiş olup, her bir davalının sorumluluğu, ve illiyet bağı üzerinde ayrı ayrı durulması gerekmektedir.
Davacı tarafından bir kısım davalıların murisi … …’ndan satın alınan taşınmazın evveliyatının orman olduğu gerekçesi ile tapusuna orman şerhi konulduğu çekişmesizdir. Tapulu taşınmazın satış işlemi resmi şekilde yapıldığı için geçerli bir satıştır. Bu itibarla taşınmazın tapuya ilk tescili yolsuz tescil olsa da sonuç önemli olmayıp, satılan hukuki ayıplı olduğuna göre, satıcı, zapta karşı tekeffül ve özellikle B.K.’nun 96.maddesi hükmüne göre tam zarardan sorumludur. Satıcının ödemesi gereken tazminat alıcının ödediği paranın denkleştirilmesi suretiyle elde edilecek bedel değil taşınmazın rayiç değeri olmalıdır.
Davalı Hazine’nin sorumluluğuna gelince; Hazine’ye karşı yöneltilen husumet tapu kaydının düzenli oluşturulmamasına dayalı olup, dayanağını yasadan almaktadır. (Eski MK 931 Yeni TMK 1023) Gerçekten de, tapu kaydına … esas olup, devlet tapu kaydını oluştururken ve tutarken bütün kurum ve organları ile düzenli, koordineli ve gayet özenli davranmalıdır. Tapu kaydına … esas olup, devletin buradaki sorumluluğu aşırı özen sorumluluğudur. Aksinin kabulü devlete ve hukuk sistemine olan güveni zedeler. Hal
2008/14776-2009/5932
böyle olunca, Hazine’nin sorumluluğu bakımından idari yargı değil genel mahkemeler görevlidir ve Hazinenin eylemi ile davacı zararı arasında illiyet bağı vardır.
Orman ve Belediye’nin sorumlulukları ise, yapılan orman tahdit işlemlerinin diğer ilgili kurumlara bildirilmediği, belediyenin evveliyatı orman olan yeri iskana açmak suretiyle zarara sebebiyet verdiği iddia olunduğuna göre, sorumluluk hizmet kusuruna dayalı olduğundan mahkemenin bu yöndeki nitelemesinde ve bu davalılar yönünden verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Sonuç itibariyle, davalı belediye ve Orman İdaresi yönünden verilen hükmün onanması, diğer davalı satıcı ve Hazinenin taşınmaz tapusunun iptalinin kesinleştiği tarih itibariyle rayiç değer ile sorumlu tutulmaları ve bozma kapsamının bu nedenlere dayalı olması gerekirken aksi yöndeki … çoğunluk kararına katılamıyorum.