Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/561 E. 2009/1175 K. 03.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/561
KARAR NO : 2009/1175
KARAR TARİHİ : 03.02.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.03.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil ve ihalenin feshi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptali tescil davası yönünden görevsizlik, ihalenin feshi davasının reddine dair verilen 16.05.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu taşınmazdaki 1/2 hissesinin hile yolu ile iptal ettirilerek davalı adına tescil ettirildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil talebi ile asliye hukuk mahkemesinde bu davayı açmıştır.
Dava her ne kadar tapu iptali ve 1/2 hissenin davacı adına tescili talebi ile açılmış ise de taşınmazdaki ortaklığın satış yolu ile giderilmesi ilamı üzerine dava konusu taşınmazın satış memurluğu tarafından satışa çıkarılması ve kesinleşen ihale sonucu taşınmazın tapuya tescilinden sonra paydaşlığın giderilmesi ve satış memurluğundaki işlemlerde hile yapıldığı iddiası karşısında açılması gereken dava, asliye hukuk mahkemesince “ihalenin feshi davası” olarak nitelendirilerek, bu davaya bakma görevinin de sulh mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Davanın sulh mahkemesinde yapılan yargılamaları sırasında 16.05.2007 tarihli oturumda davacı vekili, asliye hukuk mahkemesine verdiği dava dilekçesinde “tapu iptali ve tescil” talebinde bulunmuş ise de bu aşamada davanın “ihalenin feshi davası” olarak görülmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise; davanın hata ve hile nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil davası olarak açıldığını, ihalenin feshi olarak sürdürülmesi talebinin iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğunu, bunu kabul etmediklerini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava dilekçesindeki isteğin açıkça tapu iptali ve tescile yönelik olduğu, davacının talebini ihalenin feshi olarak değiştirmesinin iddianın
genişletilmesi mahiyetinde olduğu, davalı tarafın buna ilişkin itirazı yerinde görülmekle birlikte iki ayrı isteğin var olduğu kabul edilerek; tapu iptali ve tescil yönünden davanın değeri itibariyle mahkemenin görevsizliğine, ihalenin feshi isteğinin ise süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Bir davada olayları anlatılarak taraflara, hukuki tavsif (nitelendirme) mahkemeye aittir. Dosya içerisindeki belge ve delillere, iddianın ileri sürülüş biçimine göre davacının iddia etmekte olduğu hileli ve usulsüz tebligata ilişkin işlemlerin dava konusu taşınmazdaki davacı hissesinin izale-i şuyu kararı alınarak icra yolu ile satışı aşamasında gerçekleştiği anlaşıldığından talebin ihalenin feshi davası olarak nitelendirilmesi gereklidir. Mahkemece, dava dilekçesindeki isteğin tapu iptali ve tescile yönelik olduğu, davada iki ayrı isteğin bulunduğu farz edilerek tapu iptali ve tescil talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi isabetli değildir.
İhalenin feshinin süresinde talep edilip edilmediğine gelince;
Her ne kadar İ.İ.K.’nun 134/2.maddesinde; “…İlgililerin ihalenin yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir” hükmü mevcut ise de 16.5.1934 tarihli, 1934/30-10 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararında da belirtildiği üzere; İcra ve İflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin kanuna aykırılığı iddiasıyla icra mahkemelerine yapılacak şikayetlerin süresinin bu işlemlerin öğrenildiği günden itibaren başlayacağı ve artırma ilan sureti kendilerine tebliğ edilmemiş olan borçlu ve ilgililerin ihaleden bilgileri olduğu farz edilemeyeceğinden bu kabil ihalelerin feshi talebiyle yapılacak şikayetler için kanunun tayin ettiği sürenin ihale tarihinden başlatılmayıp, ihalenin gerçekleşmesine ıttıla tarihinin esas alınması gerekmektedir.
Davaya konu olayda da; davalı tarafından davacının ihaleyi daha önceki bir tarihte öğrendiği, dava açma süresini geçirdiği iddia ve ispat edilemediğine göre davanın süresinde açıldığının kabulü gerekir. Bu itibarla mahkemece davanın esasına girilerek tarafların gösterdiği deliller incelenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 16.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.