Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/8697 E. 2009/10295 K. 01.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8697
KARAR NO : 2009/10295
KARAR TARİHİ : 01.10.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.03.2004 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve dahili davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılardan … davayı kabul etmiş, diğerleri iddianın takdirini mahkemeye bıraktıklarını beyan etmiştir.
Mahkemece zamanaşımının varlığı sebebiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı ile davaya dahil edilen Hazine temyiz etmiştir.
1-Aslında zamanaşımı borcu gerçek anlamda sona erdiren bir sebep değildir. Zamanaşımı borcun nisbi bir sona erme sebebidir. Belirli bir zamanın geçmesi borcun doğrudan doğruya sona ermesini gerektirmez. Ancak alacaklının elinden borçlu istemediği takdirde alacağı dava yolu ile takip ve tahsil etme imkanını alır. Zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Buna uygulama ve doktrindeki ifade ile zamanaşımı def’i denilmektedir. Borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürdüğü takdirde alacaklının açmış olduğu dava reddedilir. Fakat zamanaşımının varlığı hakim tarafından hak düşürücü sürede olduğu gibi re’sen gözetilemez.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da satış vaadi sözleşmesine uygulanacak zamanaşımı süresi ve bu süre geçmiş olmasına rağmen hangi nedenle sözkonusu zamanaşımı savunmasının dinlenmeyeceğidir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Mahkemece davalıların zamanaşımı def’inde bulunmadıkları gözden kaçırılarak zamanaşımının varlığının kabulü yasaya aykırıdır. Bunun dışında davada dayanılan sözleşme 2.8.1994 tarihli olup dava 31.3.2004 tarihinde açıldığına göre esasen yukarıda bahsolunan 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir. Kaldı ki, yine yukarıda sözü edilen kurala göre eğer satışı vaat olunan taşınmaz vaat borçlusu tarafından alacaklıya teslim edilmiş ise zamanaşımı savunmasında bulunmak dürüst davranma kuralına uygun düşmez. Senette taşınmazın vaat alacaklısı davacıya teslim edildiği yazıldığından bu sebeple de zamanaşımı üzerinde durulması yersizdir.
Davada çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken orta yerde davalıların zamanaşımı def’i yokken esasen zamanaşımı geçmediği gibi zamanaşımı def’i bulunsa bile böyle bir def’inin dürüst davranma kuralına uygun düşmeyeceği gözden kaçırılarak davanın reddi yasaya aykırıdır.
2-Yukarıdaki bozma nedenine göre davaya dahil edilen Hazinenin temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA 2. bent uyarınca davaya dahil edilen Hazinenin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 1.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.