YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11125
KARAR NO : 2009/12769
KARAR TARİHİ : 12.11.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.12.2006 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 30.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bir kısım davalılar, zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Mahkemece dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir.
Hükmü davacılar temyiz etmiştir.
Zamanaşımı, borcu gerçek anlamda sona erdiren bir sebep olmayıp nisbi bir sona erme sebebidir. Belirli bir zamanın geçmesi borcu doğrudan doğruya sona erdirmez. Ancak alacaklının elinden borçlu istemediği takdirde alacağı dava yoluyla takip ve tahsil etme imkanını alır. Zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürdüğü takdirde alacaklının açtığı dava reddedilir.
Bir tanımlama yapmak gerekirse zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir.
Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmelerinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi
./..
2009/11125-12769 -2-
hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenemez.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davanın dayanağı, 30.04.1973, 07.05.1973 ve 21.10.1974 tarihli satış vaadi sözleşmelerinin konusu tarafların ortak miras bırakanı … ’ten yine tarafların miras bırakanlarına intikal edecek miras payıdır.
Görülüyor ki, taraflar satış vaadine konu taşınmazlarda elbirliği malikleridir. Dolayısıyla, her birinin zilyetliği kendi adlarına asaleten, diğer elbirliği maliklerine fer’an sürmektedir. Kısaca söylemek gerekirse, satış vaadi konusu hak, vaat alacaklısı davacıya teslim edilmiştir. Böyle olunca, yukarıda sözü edildiği üzere zamanaşımı def’inde bulunmak Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. O yüzden mahkemece çekişmenin esası incelenerek sonucu doğrultusunda bir hüküm kurulmalıdır.
Kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 12.11.2009 günü oybirliği ile karar verildi.