Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/8009 E. 2009/8978 K. 16.07.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8009
KARAR NO : 2009/8978
KARAR TARİHİ : 16.07.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 18.04.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 20.02.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 450 parsel sayılı taşınmazda paylı malik olduklarını, bu parselin de fiili kullanmayla taksim edildiğini, davalının fiili kullanımı ihlal ettiğini, 4 parsel üzerinde inşa ettiği binasından 5 adet pencere açtığını, bir kısım yerine fiilen el koyduğunu, foseptik çukurunun kendilerine ait parsel üzerinde kaldığını, oluşan müdahalenin men’ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 450 parsel sayılı taşınmazda su sayaçları tretuvar’ın davacılara ait kısımda olduğu anlaşıldığından elatmalarının önlenmesine ve kal’ine, elatılan yerin eski hale getirilmesine, fosoptik çukuru ile ilgili davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
Dosyada mevcut tapu kayıtlarından 450 parsel sayılı taşınmazda tarafların paylı malik oldukları, dava dışı maliklerinde bulunduğu görülmektedir. 450 parsel sayılı taşınmaz malikler arasında fiilen bölünmüş, muhtelif özel parseller meydana getirilmiştir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. Bu saptamaya göre, eldeki davanın dinlenme olanağı bulunmaktadır.
Çekişmenin esasına gelince; davacılar, dava dilekçesinin sonuç bölümünde, davalının 4 parsel sayılı taşınmaz maliki olduğunu, bu parselin kendilerine ait 5 numaralı parsele komşu olduğunu, su tesisatı, fosoptik çukurunun, bahçe duvarının ve kör cephe olması gerektiği halde duvara açılmış olan pencerelerin kapatılması ve kaldırılması suretiyle kal’ini istemiştir. İsteklerini davadan önce sağladıkları tespit raporuna dayandırmıştır. Mahkemece ise “450 parselde kayıtlı 4640 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazda su sayaçları ve tretuvar’ın davacılara ait kısımda olduğu anlaşıldığından müdahalenin men’ine ve kal’ine, eski hale getirilmesine, davalıya ait taşınmazın yan cephesindeki pencerenin kapatılmasına” dair hüküm kurulmuştur.
Görülüyor ki, kurulan hükmün infaz olanağı yoktur. Bu haliyle de hüküm talebi karşılamadığı gibi HUMK.nun 389. maddesine aykırıdır. Öte yandan, ayrı ayrı görevlendirilmedikleri halde bilirkişiler dosyaya ayrı ayrı raporlar vermiş olup verdikleri raporlarda yekdiğerine aykırılıklar vardır. Kısaca, mahkemece sağlıklı bir yargılama yapılmamış, sağlıklı bir hüküm de kurulmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yapmak, bilirkişilerden ayrı ayrı değil müşterek bir rapor almak, iddia ve savunmayı irdelemek ve her bir talebi inceleyerek talep konusu hakkında HUMK.nun 389. maddesine uygun hüküm fıkrası oluşturmak olmalıdır.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 16.07.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.