YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9459
KARAR NO : 2009/10464
KARAR TARİHİ : 07.10.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.07.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; elatmanın önlenmesi isteminin kabulüne, kal isteminin reddine dair verilen 06.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 2052 sayılı parselde yayla evi bulunduğunu, sınır komşusu davalının da 2051 sayılı parsele sonradan ev inşa ettiğini, davalının binayı 3194 sayılı Kanuna aykırı şekilde 3 metrelik komşu çekme mesafesine uymayarak sınıra 60-150 cm. mesafede yaptığını ve kendine bakan tarafa 6 adet pencere açtığını belirtmiş, elatmanın önlenmesi ve kal kararı verilerek taşınmazın bu suretle imara uygun hale getirilmesini istemiştir.
Davalı, kadastro öncesi yapılmış olan binayı olduğu şekli ile tadil ettiğini, herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını, davacının evine sonradan ekleme yaptığı için bu duruma kendisinin neden olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalı evinin davacıya bakan tarafında bulunan pencerelerinin davacıyı rahatsız etmeyecek şekilde kapatılması sureti ile müdahalenin men’ine karar verilmiş, kal’e ilişkin talebi reddedilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyize getirmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Görülüyor ki, komşuluk hukukuna aykırı davranıştan söz edebilmek için diğer tarafın zararlandırıcı bir eyleminin varlığı saptanmalıdır. Yoksa, İmar Kanununa ve Yönetmeliklere aykırılık komşuluk hukukuna aykırı davranış oluşturmaz. İmara aykırılık ancak idari işlemlere konu olabilir ve çözüm yeride idari yargıdır. İmara aykırı açılan pencere aynı zamanda komşuluk hukuku gereğince davacının hoşgörü sınırlarını aşacak şekilde onun rahatsız olmasına neden oluyor ise, Medeni Kanunun anılan 737. maddesi hükmü uyarınca, pencerelerin kapatılmasına mahkemece karar verilebilir. Davalının pencerelerinin davacıya ne şekilde zarar verdiği yukarıda belirtildiği şekilde somut olarak saptanarak ve uzman bilirkişiden alınacak gerekçeli raporla saptanmadan eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; HUMK.nun 388. ve 389. maddeleri gereğince hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği halde somut olayda hangi pencerelerin ve kaç adedinin kapatılacağının belirtilmemiş olması, infazda yararlanılacak keşfi izlemeye
uygun uzman bilirkişi krokisi düzenlettirilip, sonucuna uygun hüküm kurulmaması da yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 07.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.