Yargıtay Kararı 7. Ceza Dairesi 2022/3551 E. 2022/17038 K. 28.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/3551
KARAR NO : 2022/17038
KARAR TARİHİ : 28.11.2022

Çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan sanık …’un, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52/2. maddeleri uyarınca 27.900,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Kula İcra Ceza Mahkemesinin 14/06/2009 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı kararının İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/03/2020 tarihli ve 2019/3169 esas, 2020/894 sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Kula İcra Ceza Mahkemesinin 05/02/2021 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair KULA Asliye Ceza Mahkemesinin 11/03/2021 tarihli ve 2021/33 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 01.04.2022 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.04.2022 tarihli ve KYB. 2022/53372 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, Kula İcra Ceza Mahkemesinin 14/06/2009 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı kararı ile Denizbank Uşak Bulvar Şubesinin 27/12/2018 tarihli 29.500,00 Türk lirası bedelli keşidecisi … olan E-12021797 seri numaralı çekin karşılıksız çıkması sonucu adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, mahkumiyete konu çek hakkında sanık müdafii tarafından Kula İcra Hukuk Mahkemesine başvurularak imzaya itiraz edildiği, anılan Mahkemenin 14/12/2020 tarihli ve 2019/12 esas, 2020/51 sayılı kararında bahse konu çekşn davacının eli ürünü olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından hazırlanan raporda söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalara kıyasla …’un eli ürünü olmadığı kanaatine varıldığı anlaşılmakla,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311/1-e maddesinde yer alan “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” şeklindeki düzenleme uyarınca, kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan ve yukarıda bahsedildiği gibi yargılamanın yenilenmesi talebinde belirtilen iddiaların diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanunu’nun 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi sebebi olabileceği nazara alınarak, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olduğuna karar verildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
5941 sayılı Yasanın 5. maddesinin birinci fıkrasında, sanığın üzerine atılı suçun failinin “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi …” şeklinde belirlendiği, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki “Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir…” ve üçüncü fıkrasındaki “Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” şeklindeki düzenlemelerle gerçek kişiler açısından suçun failinin çek hesabı sahibi olduğu,CMK’nun 63/1. maddesinde, sanığa bilirkişi incelemesi yapılmasını isteme imkanı tanınırken, bir taraftan da “…karar verilebilir” ifadesiyle bu konuda mahkemeye takdir hakkı tanındığı, bunun yanında CMK’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.” şeklindeki düzenlemelerle, bir yandan sanığın toplanmasını istediği bir delilin irtibatlı olduğu maddi olayları göstermesi gerektiğinin altı çizilirken, bir yandan da yine bu konuda hakim ya da mahkemeye takdir yetkisi tanınarak, delilin toplanıp toplanmayacağına onun karar vereceğine işaret edildiği, nitekim CMK’nun 206/2. maddesinde de ortaya konulması istenen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi, ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması, istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde reddedilebileceğinin belirtildiği,
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, çek hesabı sahibi olan gerçek kişi sanığın, yargılamanın başından itibaren aşamalardaki savunma ve beyanlarında soyut imza inkarında bulunduğu ve fakat kendisine ait çek hesabından keşide edilen çekin, ne şekilde kendisine ait olmayan bir imza ile tedavüle çıktığı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadığı, nitekim sanığın mahkumiyetine dair 14/06/2019 tarihli kararın istinaf incelemesi neticesi verilen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/03/2020 tarihli kararında bu hususun tartışıldığı ve sanığın bu itirazının esasa müessir olmayacağı kanısına varıldığı,
Her ne kadar kanun yararına bozma ihbarnamesinde, 5271 sayılı CMK’nun 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule şayan olduğuna karar verilmesi gerektiği görüşüne yer verilmiş ise de; anılan düzenleme “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.” şeklinde olup, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, Mahkemenin, suçun niteliği ve dosya kapsamına göre yeni ortaya konulan delilin sonuca müessir olmayacağı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı yönündeki kabule dayanan 05/02/2021 tarihli ek kararında ve bu karara yapılan itirazın reddine dair, kanun yararına bozma istemine konu, 11/03/2021 tarihli merci kararında bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden, CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin REDDİNE, 28/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.