Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/5511 E. 2009/6513 K. 28.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5511
KARAR NO : 2009/6513
KARAR TARİHİ : 28.05.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.05.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali, tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.09.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava ve birleştirilen dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı …, dava konusu taşınmazların maliki olduğunu, davacının yabancı uyruklu olup mülk edinemeyeceğini, kaldı ki kendisini malik olarak kabul edip kira sözleşmesi yaptığını,
Birleşen davanın davalısı …, taşınmazı tapuda kira şerhini görerek satın aldığını, diğer davalı … Tutar, satışın tapuda yapıldığını, kayıt malikinin kira şerhini kaldıracağını beyan ettiğini, açılan davaların reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazlar imar hudutları dışında köy yerinde bulunduğundan bahisle asıl ve birleşen davalar reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir
sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Somut olaya gelince;
Davacı ile davalılardan … arasında düzenlenen 24.07.1995 günlü adi yazılı sözleşme inanç sözleşmesidir. İnanç ilişkisinin kurulduğu bu tarihte aynı zamanda 49 yıl süreli kira sözleşmesi yapılarak taşınmazlar kullanılmak üzere davacıya terk edilmiş, kira sözleşmesi de tapuya şerh verilerek güçlendirilmiştir. Kaldı ki, inanç ilişkisinin varlığı davacı tarafından davalılardan …’ın eşi olan … … aleyhine açılan menfi tespit davasının Yargıtay incelemesi aşamasında Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 26.02.2007 tarihli ve 2006/11363 – 2007/2618 sayılı ilamında “…güvene dayalı ve davacı adına taşınmaz alımlarında kullanılmak için verilen boş belgenin sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğunun kabulü zorunludur…” denilerek kabul edilmiştir. Yargı kararı ile yapılan bu saptama da davacı yararına güçlü delildir. Şu halde, davacı ile davalılardan … arasındaki inanç ilişkisinin varlığı kabul edilmelidir.
Diğer taraftan, birleşen davadaki davalıların durumu da Türk Medeni Kanununun 1023 ve 1024. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Gerçekten, yasanın 1023. maddesine göre tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımının korunması gerekir ise de 1024. maddeye göre bir ayni hak yolsuz
olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.
Her ne kadar kayıtlardan çekişme konusu 2, 25 ve 45 parsel sayılı taşınmazların … Köyü’nde olduğu ve kayıtta incirlik, bademlik ve zeytinlik niteliğini yazılı olduğu görülmekte ise de, mahkemece taşınmazların bulunduğu köyün mevzii imar planı içinde ve bu amaçlarla ayrılan taşınmazlar arasında olup olmadığı araştırılmamış, sadece uygulama imar planı haricinde olduğu kabul edilerek davalar reddedilmiştir.
Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken …; davacı yabancı uyruklu gerçek kişi olduğundan yabancı uyrukluların Türkiye’de taşınmaz mal edinmesine ilişkin 2644 sayılı Tapu Kanununun 35. maddesinde aranan “mevzi imar planı içinde bu amaçlarla ayrılan” yerlerde kalıp kalmadığını, sorup saptamak, bu gibi yerler içinde ise birleşen davanın davalılarının durumunu Türk Medeni Kanununun 1023. ve 1024. maddelerine göre ve kira sözleşmesinin şerh edildiği de gözetilerek değerlendirmek, hem asıl hem birleşen dava yönünden bunun sonucuna uygun hüküm kurmak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.