Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/9332 E. 2009/10449 K. 07.10.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9332
KARAR NO : 2009/10449
KARAR TARİHİ : 07.10.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.10.2008 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 104 ada 24 parsel sayılı taşınmazı yararına 104 ada 3 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının yola cephesi bulunan bitişik 23 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğu, 24 parsel sayılı taşınmazdan 23 parsel sayılı taşınmaza açılacak kapı vasıtasıyla geçit ihtiyacının karşılanacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Geçit hakkı, bir taşınmaz yararına diğer taşınmaza yükümlülük getiren haklardan olup Türk Medeni Kanununun 747 ve 748 maddeleri gereğince taşınmazlara bağlı olarak ve çoğu kez süreklilik arz eder şekilde kurulurlar. Bu nedenledir ki yükümleyen ve yükümlenen taşınmazların kütükteki beyanlar hanesine yazılırlar. Bu düzenlenme biçimine göre, geçit hakları taşınmazlara sıkı sıkıya bağlı sınırlı ayni hak niteliğinde olduğundan kurulduğu sıradaki malikleri değişse bile yöntemine uygun bir şekilde kaldırılmadığı sürece varlığını korurlar ve sonraki malikleri içinde yararlanma ve katlanma hak ve yükümlülüğü getirirler. Bu nedenle, geçit ihtiyacı içinde olan parsel malikinin yükümlenen taşınmazın paydaşları arasında yer alması geçit ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ancak, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca geçit alternatifleri değerlendirilirken geçit ihtiyacı öncelikle yararlanacak taşınmaz malikinin paydaş olduğu davalı taşınmazdan karşılanmalıdır.
Somut olayda; Davacıya ait 24 parsel sayılı taşınmazın yola cephesi bulunmadığından geçit ihtiyacının varlığının kabulü gerekir. Yukarıda açıklandığı üzere davacının 23 parsel sayılı taşınmazda paydaş olması bu ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Geçit ihtiyacının 23 ve 24 parsel sayılı taşınmazların ortak sınırına açılacak bir kapı ile de karşılanma olanağı yoktur.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, uzman bilirkişiler aracılığı ile mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak yukarıda açıklanan ilkelerde göz önünde tutulmak suretiyle en uygun geçit güzergahı saptanmalı, saptanan bu güzergahın davalı taşınmaz dışında başka taşınmazlardan da geçmesi gerektiğinin belirlenmesi halinde, davacıya belirlenen bu taşınmazlar aleyhine dava açması için önel verilmeli, dava açıldığı taktirde eldeki dava ile birleştirilmek suretiyle hasıl olacak sonuça göre karar vermek olmalıdır.
Mahkemece, açıklanan bu hususlar göz ardı edilmek suretiyle davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 07.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.