YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5626
KARAR NO : 2009/6409
KARAR TARİHİ : 26.05.2009
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 06.09.2007 gününde verilen dilekçe ile men’i müdahale ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.01.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz
taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek … ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde;
Davacı, 33 parsel C blok 2 nolu bağımsız bölüm maliki olan davalının kendi taşınmazındaki eski pergoleyi yıkarak daha büyük pergole yaptığını, yapmış olduğu pergolenin plan ve projeye aykırı olduğunu belirterek yapılan imalatların sökülerek yapının eski haline getirilmesini istemiştir.
Mahkemece, mahallinde yapılan keşif neticesinde inşaat mühendisi bilirkişilerin tanzim etmiş olduğu raporlardan; “33 parselde bulunan davalıya ait C blok 2 nolu bağımsız bölüme yapılan porgolenin vaziyet planında olmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda değinilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarında; davalı tarafın evine yapmış olduğu eklentilerin komşuları olumsuz etkileyecek taşkın kullanma sayılıp sayılamayacağı, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan, komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek … ve eylemler olup olmadığı, aşırı kullanmayla zarar arasında illiyetin mevcut olup olmadığı, zarar var ise bu zararın ne şekilde giderilebileceği hususları üzerinde durulmamış, sadece yapılan eklentinin projede olmadığı bildirilmiştir.
Mahkemece yapılması gereken …; yeniden uzman bilirkişi marifetiyle binaların yazlık amaçlı kullanılan meskenler olması hususu da göz önünde bulundurularak yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda keşif yapmak, keşif neticesi tanzim olunan oluşa uygun uzman bilirkişi raporuna göre karar vermek olmalıdır. Değinilen bütün bu yönler bir yana bırakılarak, somut olaya uymayan bilirkişi raporlarına dayalı olarak bazı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 26.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.