Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2008/12556 E. 2009/2783 K. 05.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/12556
KARAR NO : 2009/2783
KARAR TARİHİ : 05.03.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 13.04.2008 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki miktar fazlası kaydının terkini istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, 93 ada 21 ve 21/A parseller kaydındaki “4235 m2 fazla 30.12.1955 tarih 1727 sayılı yazı ile Defterdarlık ve Toprak İskan Müdürlüğü’ne bildirilmiştir.” şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır.
Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmazların dayanağı olan 21 parsel sayılı taşınmazın 29.09.1949 tarihindeki kadastro işlemi sırasında 8830 m2 yüzölçümündeki zeytinli tarla vasıflı dava konusu taşınmaz, 28.12.1933 tarih 129 numaralı tapu kaydına dayanılarak gerçek kişi adına tahdit edilmiş, bu tahdit 04.01.1955 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz ile revizyon gören tapu kaydında Hazine fazlalığının bulunduğuna dair belirtmenin yapıldığı ve bu belirtmenin kadastro tutanağına da işaretlendiği anlaşılmaktadır. Eldeki dava, 13.04.2008 tarihinde açılmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davada 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 4/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulmasıdır. Gerçekten dava konusu taşınmazın kadastro işlemi 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göre yapılmıştır. Kadastrosu bu kanun hükümleri gözetilerek yapılmış ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması gerekir. Eldeki uyuşmazlıkta kadastro tutanağı kesinleşmiş, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlük tarihi olan 10.10.1987 tarihinden sonraki bir yıl içinde yani 10.10.1988 tarihine kadar açılmış bulunması zorunludur. Dava ise 13.04.2008 tarihinde açıldığından, davalı Hazine yararına olan belirtmenin kaldırılmasına ilişkin istemin dinlenme olanağı yoktur. Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2009 tarih ve 2009/14-12/79 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Diğer taraftan davacı, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, 05.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.