YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1564
KARAR NO : 2009/2599
KARAR TARİHİ : 02.03.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.02.2007 gününde verilen dilekçe ile ve birleşen davada davacı … tarafından 28.02.2007 gününde verilen dilekçede, tapu iptali tescil ve birleşen davada müdahalenin meni ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; dava ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalılar vekili, davalı-karşı davacı vekili ve davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … ve …, kadastro işlemi sonucu 4290 parsel sayısını alan taşınmazın bilirkişi krokisinde (H) harfi ile gösterilen bölümün 1959 yılında yapılan trampa ve 12.09.1990 tarihinde yapılan harici sözleşmeyle mülk edindiklerini, bu yer üzerine bina yaptıklarını, taşınmazın 5000 m2’lik kısmının adlarına tescilini, mümkün olmazsa harici satış nedeniyle ödedikleri beşmilyonbeşyüzbin TL’nin güncelleştirilmiş değeri ile sözleşmede yazılı onmilyon TL cezai şartın uyarlanmış karşılığından yirmibin TL’nin davalılardan …’dan tahsilini, mümkün olmadığı takdirde yapı bedeline mahsuben de yirmibin TL’nin davalı …’den tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan …, harici satışların geçerli sonuç doğurmayacağını, davalı …, iyi niyetli tapu maliki olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen davada, kayıt maliki davacı … mülkiyet hakkına dayanarak davalılar …, …. ve …’ın haksız elatmalarının kal suretiyle giderilmesine karar verilmesini dava etmiştir.
Mahkemece, davacılar … ve …’in Türk Medeni Kanununun 724.maddesine dayalı temliken tescil isteminin reddine, satış bedelinin güncelleştirilmiş karşılığı olan 5.867,00 YTL ve 10,00 YTL cezai şartın davalılardan …’dan tahsiline, kayıt maliki … tarafından açılan ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne, krokide (F) ve (G) harfi ile gösterilen yapıların kal suretiyle haksız elatmanın önlenmesine, (F) ile gösterilen yapı yıkıldığında aşırı zarar doğacağından ve bu konuda talep de olduğundan yapı bedeli 6.000,00 TL’nın davalı …’e ödenmesi halinde (F) ile gösterilen yapı mülkiyetinin birleşen davanın davacısı …’a ait olacağının tespitine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar …, …, davalılar … ve … temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, 4290 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro işlemlerinin 11.06.1986 tarihinde yapıldığı ve bu işlemlerin 10.06.2003 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacılar, 1959 yılında davalılardan …’ın mirasbırakanı … ile yapıldığını iddia ettikleri trampa işleminin varlığını yazılı delille kanıtlayamamıştır. Kaldı ki, öncesi tapulu olan taşınmaza ilişkin trampa işleminin Borçlar Kanununun 232.maddesi uyarınca resmi biçimde yapılması zorunludur. 12.09.1990 günlü “Anlaşma Tutanağı” başlıklı belge ise, taşınmaz mülkiyetinin naklini öngördüğünden yine resmi biçim koşuluna uyulmadan yapıldığından hüküm ve sonuç doğurmaz. Öte yandan, 4290 parsel sayılı taşınmazın tapulama tutanağına arz üzerindeki (A) harfi ile gösterilen yapının dava dışı …, (B) harfi ile gösterilen binanın …, (D) ve (E) harfi ile gösterilen yapıların ise birleşen davanın davalılarından …, (C) harfi ile gösterilen yapının ise davacılardan … tarafından yapıldıklarının muhdesat şerhi olarak işlendiği anlaşılmaktadır. Bunun dışında, keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporundan; davacı … tarafından yapılan (C) harfi ile gösterilen yapının niteliği “harçsız taş ve toprak duvarlı, toprak tabanlı, ahşap tavanlı ve eski sac örtülü” olarak gösterilmiştir.
Görülüyor ki, mülkiyet naklini gerektirdiğinden resmi biçim koşuluna uygun şekilde yapılması gerekirken bu koşula uyularak yapılmayan 12.09.1990 tarihli “Anlaşma Tutanağı” başlıklı belge geçerli olmadığından davacılardan …’a mülkiyet hakkını isteme yetkisi vermez. Davacılardan Akif’in isteminin dayanağı ise, Türk Medeni Kanununun 724.maddesidir. Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 684. ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak bina sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Nitekim, davacı …, davacı ve davalı …’e karşı kötü niyet iddiasında bulunmuş ve onun Türk Medeni Kanununun 724.maddesinden kaynaklanan haklarını kötü niyetle bertaraf ettiğini ileri sürmüştür. Ne var ki, yukarıda sözü edildiği üzere bir kimsenin Türk Medeni Kanununun 724.maddesinden yararlanarak temliken tescil isteminde bulunabilmesi için bir başkasının arazisine kendi malzemesi ile sürekli, esaslı ve mütemmim cüz niteliğinden bir yapı yapmış olması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta ise, bilirkişinin yukarıda niteliklerini belirttiği davacı …’e ait kadastro krokisinde (C) harfi ile gösterilen yapı bu nitelikleri taşımayan daha çok menkul eşya özelliği gösteren yapıdır. Bundan dolayı, davacı …’ın Türk Medeni Kanununun 724.maddesinden yararlanmasına da olanak bulunmamaktadır. Kısaca, davacıların mülkiyet nakline ilişkin taleplerinin reddi usul ve yasaya uygundur.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi imkan sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğrucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. Muhdesat belirtmesi tapu sicilinde kaldığı sürece lehine belirtme yapılan kişinin bu hakkı kısıtlanamayacağından 4290 sayılı parsel üzerindeki (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen yapılara ilişkin … tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi de doğrudur.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre tarafların bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, 02.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.