Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/16500 E. 2008/399 K. 25.01.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/16500
KARAR NO : 2008/399
KARAR TARİHİ : 25.01.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 02.02.2007 gününde verilen dilekçe ile … şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.07.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 6044 ada 1 ve 6045 ada 1 parsel sayılı taşınmaz kayıtlarındaki “Muratpaşa Vakfı” şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı vakıf şerhinin kaldırılması yönünde davalı idareye başvurduğundan kendileri de masraf ve avukatlık ücreti talep etmediklerinden söz edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
HUMK.nun 92.maddesi hükmünce kabul, iki taraftan birinin diğerinin neticei talebine muvafakat etmesidir. 95.maddesi hükmünce de, kabul beyanı kati bir hükmün hukuki sonuçlarını meydana getirir. Ancak, kabul beyanının mahkeme içinde yapılması halinde bunun duruşma tutanağına yazdırılması 151.madde gereğince de duruşma tutanağının beyanda bulunana imza ettirilmesi gerekir. Mahkeme dışındaki kabul beyanı ise, ilgilisinin mahkemeye vereceği beyan dilekçesiyle ve beyan dilekçesindeki imza sahibinin hüviyetinin saptanarak hüküm ve sonuç doğurur.
Somut olayda ise, davalının duruşma tutanağına geçirilmiş yöntemine uygun kabul beyanı bulunmadığı gibi, mahkeme dışında yaptığı bir kabul beyanı da yoktur. Dosyadaki bazı beyanların geniş yorumlanmasından hareketle davalının kabul beyanı varmış gibi istemin yazılı şekilde hükme bağlanması yasaya uygun düşmez.
Diğer yandan, HUMK.nun 388 ve TC Anayasasının 141/son maddeleri gereğince de her türlü kararların şüphe ve tereddüte yer açmayacak şekilde açık ve gerekçeli yazılması gerekir. Mahkeme kararı anılan yasa kurallarına da uygun yazılmamıştır.
Ne var ki, az yukarıda sözü edildiği üzere dava, kayıtlardaki vakıf şerhinin terkinine dairdir. Kayıtlara “… Vakfı” şerhi 18.01.2001 tarihinde işlenmiştir. Dava konusu taşınmazların geldileri olan 463 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapulama tespiti 1947 yılında yapılmış, 1948 yılında kesinleşmiştir. Görülüyor ki, taşınmazların tapulama tespitinin kesinleştiği tarih ile kayıtlara şerhin düşüldüğü 18.01.2001 tarihi arasında 10 yıldan fazla bir süre geçmiştir. 02.04.2004 tarih, 2003/1 Esas, 2004/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “vakıf şerhinin tapu sicilinden silinmesi yada tapu siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği” ilkesi kabul edildiğinden davanın kabul edilmesi sonuçta doğru olmaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının bütün temyiz itirazlarının reddi ile sonuç olarak usul ve yasaya uygun hükmün gerekçesi HUMK.nun 438/son maddesi hükmünce açıklandığı biçimde düzeltilerek hükmün ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.01.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.