Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/5216 E. 2009/6077 K. 14.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5216
KARAR NO : 2009/6077
KARAR TARİHİ : 14.05.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.01.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, mera iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı Hazine, tapulama sırasında 1936 tarihli ve 16 numaralı vergi kaydına istinaden davalının murisleri adına “çayır” vasfı ile tescil edilen 346 parsel sayılı taşınmazın meradan açıldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, HUMK.nun 179 maddesi uyarınca davayı açan kişi ya da kurumun davalıların açık adreslerini dava dilekçesine yazmasının zorunlu olduğu, bir kısım ölü davalının mirasçılarının tespiti ile davaya dahil edilme sorumluluğunun da davacıya ait olacağı, davacının iki yıl gibi bir sürede taraf teşkili için süre istediği, ara kararını yerine getirmediği, 29.11.2006 tarihli celsede davacı temsilcisine veraset ilamlarının alınması ve mirasçıların davaya dahil edilmesi için verilen kesin süreye rağmen ara kararının yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın kesin mehil nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
HUMK.nun 159. maddesi gereğince süreler, kanun tarafından tespit edildiği gibi hakim tarafından da tayin edilir. Cevap süresi, temyiz süresi, kanuni süreler kesindir ve hakim tarafından bu süreler azaltılıp çoğaltılamaz. Ancak, hakimin tayin ettiği süreler kesin değildir. Yargılama hukukunda
egemen olan ilkelerden usul ekonomisi ilkesi gereğince, hakim bir davayı, makul süre içinde ve en az giderle sonuçlandırmak zorunda olduğundan bazen taraflara yapacakları işlemler gereği kesin süre verebilir (HUMK m.163-3).
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu nedenlerle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3-Yapılacak işlem veya işlemler teker teker, varsa masrafının miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Somut olayda, davalı sayısının 262 olduğu, bunlardan bir kısmının öldüğü ve yargılamalar sırasında mahkemece verilen yetki ve mehil üzerine davacı tarafça ölenlerin veraset ilamlarının çıkartıldığı, mirasçıların bir kısmına adresleri tespit edilemediğinden dava dilekçesinin tebliği edilemediği ve taraf teşkilinin sağlanmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması ve verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması gerekir. Eldeki davada taraf sayısı nazara alındığında verilen kesin mehilin verilen işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olduğunun kabulüne olanak yoktur.
Öte yandan, Tebligat Nizamnamesinin 13/2 maddesi uyarınca, “Tebligat yapılacak adresin takdiren tespit edilmiş olması lazımdır. Gösterilen adreste tebligat yapılmayan ahvalde, tebligatı çıkaran merci tarafından memurların ve diğer meslek ve sanat erbabından adresleri mensup oldukları teşkilattan, avukatlarınki barodan veya Adliye Vekaletinden, askeri şahısların adresleri askerlik şubesi, Milli Müdafaa Vekaleti gibi selahiyetli mercilerden sorulur” hükmü öngörülmüştür. Kendilerine tebligat yapılamayan şahısların anılan yasa uyarınca adresleri araştırılmak, tüm araştırmalara rağmen adresin tespit edilememesi halinde ise aynı Tebligat Kanununun 28, Tebligat
Nizamnamesinin 46 maddeleri uyarınca ilanen tebligat yapılmak suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekir.
Mahkemece bu yönler gözetilmeden kesin mehile uyulmadığından bahisle davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 14.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.