Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/4065 E. 2020/2331 K. 04.03.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4065
KARAR NO : 2020/2331
KARAR TARİHİ : 04.03.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Tarsus 1.Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 13/06/2019 tarih ve 2018/299-2019/325 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının Mersin,Tarsus,Kulak mevkii … parsel taşınmazın tamamına karpuz ekimi yaptığını, taşınmazın 18.03.2014 başlangıç tarihli Devlet Destekli Bitkisel Ürün Sigortası Poliçesi ile davalı şirkete sigortalandığını, 30-31.Mart.2014 günü fırtınadan kaynaklanan hasar meydana geldiğini, Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/27 D.İş sayılı dosyasından yapılan tespitle meydana gelen zararın 39.237,59 TL olduğunun belirlendiğini, talep edilmesine karşın zararın davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK’nın 107. maddesi gereğince şimdilik 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 17.04.2019 tarihli dilekçesiyle dava değerini 26.213,33 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, sigortalı arazide fırtınadan kaynaklı hiçbir kırılma, kopma, parçalanma, sökülme hasarının tespit edilmediğini, hasarın tamamının sürgün ve yapraklarda soğuk nedeniyle meydana geldiğini ve teminat kapsamında olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki poliçeye göre 18.03.2014 – 30.06.2014 tarihleri arasında Kulak mahallesi, … numaralı parseldeki crispy çeşidi sofralık karpuzun sigortalandığı, alınan bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazda aşırı rüzgar nedeniyle 29-31/03/2014 tarihleri arasında meydana gelen hasarın fırtınadan kaynaklandığı, %70 oranında verilen gelir kaybı üzerinden davacı hasarının 39.237,59 TL olduğu ve muafiyet ile müşterek sigorta tutarı indirilmesinin ardından davacıya ödenmesi gereken ve belirli hale getirilen zararın 26.213,53 TL olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 26.213,53 TL’nin 19.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, bitkisel ürün sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde, taşınmazında fırtınadan kaynaklanan hasar meydana geldiğini, Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/27 D.İş sayılı dosyasından yapılan tespitle meydana gelen zararın 39.237,59 TL olduğunun belirlendiğini ileri sürerek dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000.00 TL olarak açıklayarak HMK md. 107 gereğince belirsiz alacak ve tespit davası olarak davasını açtığını belirtmiş olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
HMK md. 107/1 uyarınca davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Somut olayda, dava dilekçesinden davanın açıldığı tarihte alacak miktarının davacı tarafından bilinmekte olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/03/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

Dava, taraflar arasında düzenlenen Devlet destekli Bitkisel Ürün Sigorta Poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı H.M.K 33 maddesinde “Hakimin, Türk Hukukunun re’sen uygulayacağı”,
HMK 107/1 maddesinde “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değer belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği”,
Yargılama sırasında 01.04.2015 tarih ve 6444 sayılı Yasa’nın 4.maddesi ile yürürlükten kaldırılan HMK 109/2 maddesinde “talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı”,
HMK 114/1-h maddesinde “davacının açmakta hukuki yararı bulunmasının” dava şartları arasında olduğu,
HMK- 115/2 maddesinde “mahkemenin dava şartı noksanlığını tesbit etmesi halinde davanın usulden reddine karar verileceği”,
HMK 115/3 maddesinde de, “dava şartı noksanlığı mahkemece davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse dava şartı noksanlığından ötürü davanın usulden reddedilmeyeceği ” düzenlenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta,
Fırtına nedeniyle davacı taşınmazında ekili bulunan karpuz ürününde meydana gelen hasarın dava öncesi mahkemece 39.237.59 TL olarak tesbit edildiği, iddia edilerek, dava dilekçesinde 10.000.00 TL değer gösterilmek suretiyle zararın tazmini istemi ilei 19.09.2014 tarihinde belirsiz alacak davası açılmış,
Davalı davanın reddini savunmuş,
Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası olduğu, davacı zararının 26.213.53 TL bulunduğu kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiş.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, yazılı gerekçe ile çoğunluk görüşü doğrultusunda bozulmuştur.
Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum.
HMK 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayılan hukuki yarar, yargı merciinde dava açılabilmesi için davacının davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal koruma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilkedir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan bir yararı olmalı ve hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararma ihtiyaç bulunmalıdır. Öte yandan bu yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, ” doğmuş ve güncel” olması da gerekmektedir.
Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylece kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır.
Bu açıklamalar kapsamında somut uyuşmazlığa bakıldığında davacı vekili şimdilik 10.000.00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesi istemi ile dava açmış olup, davasını belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiş, mahkemece de dava belirsiz alacak davası olarak kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiştir.
Dava, belirsiz alacak davası olarak açılmakla birlikte HMK 107/1 maddesinde düzenlenen koşulların bulunmaması nedeniyle alacak belirli bulunduğundan, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değil ise de, alacağının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkanı olmayıp, bir mahkeme kararma ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararı mevcuttur. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını talep etmektedir. HMK 109/2 maddesinin yargılama sırasında yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar içinde artık kısmi dava açılması mümkün hale geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına, davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, çoğunluk görüşünde isabet bulunmamaktadır.
Bu yöndeki kabulün T.C. Anayasası’nın 141 ve 6100 sayılı HMK 30. maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören “usul ekonomis” ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alman hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. (HGK 16.05.2019 gün E: 2016/22-/1166-K: 2019/576 sayı)
Bu halde davalının diğer temyiz itirazlarının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile yerel mahkeme kararının bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.