Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/12869 E. 2008/51 K. 15.01.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/12869
KARAR NO : 2008/51
KARAR TARİHİ : 15.01.2008

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.12.2004 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 31.01.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 15.01.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı tarafla davalı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı kiralayan, ruhsat sahibi olduğu maden sahasını 20.10.1997-15.04.2001 tarihleri arasında işletmek üzere davalı ile rödövans sözleşmesi yaptığını, sözleşme uyarınca üretimin %20’sinin ruhsat sahibinin, %80.nin ise işletene ait olacağının ve yıllık üretimin 10.000 tonun altında kalmayacağının kararlaştırıldığını, ancak sözleşmenin iradi olarak 31.05.2001 tarihinde fesh edildiğini, davalı kiracının sözleşme süresinde teslim etmesi gereken kömür miktarından 1.082.622 kg. daha az kömür teslim ettiğini, ayrıca ticari teamüller gereğince elde edilen kömür tozunun da sözleşmedeki oranlar dahilinde paylaşılması gerektiği halde hiç teslimat yapılmadığını, teslim edilmeyen kömür bedelinin 75.786.340.000 TL, toz kömürü bedelinin de 18.052.132.000 TL olduğunu, bunların dışında 22.561.320.000 TL munzam zararlara uğradıklarını, 93.838.472.000 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket cevabında, davacının mahkeme dışı bir beyanla kendilerini ibra ettiğini, dayanılan sözleşmenin davacı kiralayana tazminat hakkı tanımadığını, kaldıki sözleşmede kömür tozuna ilişkin bir hüküm de olmadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar sözleşmeyi fesh ettiklerinden, fesih edilen sözleşmeye dönülerek ifa isteme olanağı bulunmadığından, sözleşmeden eksik üretim halinde davacıya sadece fesih yetkisi tanındığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı kiralayan temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık 20.10.1997 – 15.04.2001 dönemini kapsayan tarihsiz ve adi yazılı hasılat kira sözleşmesinin bir türü olan rödövans sözleşmesinden kaynaklanmıştır.. Anılan sözleşmenin taraf iradesi ile 31.05.2001 tarihinde fesh edildiği çekişmesizdir. Yine tarafların üzerinde uyuşmazlık çıkarmadıkları sözleşmenin 3.maddesine göre “rödövanscı yaptığı üretimin %20.sini ruhsat sahibine teslim edecek, mütebaki %80’ini üretim hizmetine karşılık olarak kendisi alacaktır”, sözleşmenin “tesisatlar” başlıklı 4.maddesinde ise “rödövanscı üretim için gerekli olan yol, elektrik, su, galeri gibi alt yapı tesislerini bir yıl içinde tamamlayacak, sözleşmenin 2.yılından itibaren ruhsat sahibine düşecek %20 miktarı müteakip seneler için 2.000 tondan aşağı olmayacaktır, daha açık bir ifade ile 2.yıldan itibaren yıllık üretim 10.000 tondan aşağı olmayacaktır. Aksi halde ruhsat sahibi mukaveleyi fesih ihbar etmekle yetkili olacaktır” hükmüne yer verilmiştir.
Az yukarıda sözü edildiği üzere rödövans sözleşmeleri hasılat kira sözleşmelerinin bir türüdür ve karşılıklı borç yükleyen rızai sözleşmelerdendir. Bu tür sözleşmelerde kiralayanın, kiraya konu malı kiracıya faydalanmak üzere vermesine karşılık kiracı da “kira parası” adı altında bir ödeme yapmak zorundadır. Kira parası, bir miktar para olabileceği gibi paranın dışında bir mal, iş görme veya somut olayda olduğu gibi kiralanandan sağlanacak hasılattan verilecek bir pay da olabilir.
Yukarıdaki saptamalardan sonra üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da, olumlu (müsbet) ve olumsuz (menfi) zarar kavramlarının ne olduğu hususudur.
Hukukumuzda dar anlamda zarar bir kimsenin mal varlığında iradesi hilafına meydana gelen eksilmedir. Buna maddi zarar da denilir. Geniş manada ise zarar, hukukça hikameye edilen maddi ve manevi varlıkların, bunlara yapılan bir tecavüzün vukuundan önce ve sonraki halleri arasındaki farkı ifade eder. Olumsuz zarar genel bir anlatımla “hukuken geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan (güvenmekten) doğan zarar” olarak tanımlanabilir. Bir başka tanımlamaya göre de menfi zarar alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olarak tarifi mümkündür. Kısaca menfi zarar, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların tamamıdır. Bu zarar türü karşı tarafın mal varlığına girmese dahi o sözleşme nedeniyle cepten çıkan parayı ifade eder. Hukuk Genel Kurulunun 17.01.1990 tarih 392-1 sayılı kararında örneklendiği üzere menfi zarar kavramına özellikle; sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılıklı edanın kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin yerine getirilmesi dolayısı ile uğranılan zararlar, sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatı kaçırılması dolayısı ile uğranılan zarar, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısı ile uğranılan zarar ve dava masrafları girer. Müsbet zarar ise, o sözleşme sebebi ile mal varlığına girmesi umulan paranın girmemesinden ötürü meydana gelen zarardır. Özelliği itibariyle de daima ileriye dönük beklentilerin kaybıdır. Müsbet zarar kapsamına ise, kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen kar kaybı zararı, eksik ve ayıplı işler bedeli, olayın özelliğine göre gecikmiş ifa nedeniyle gecikme tazminatı ve aslında akit tarafın yapması gerektiği halde yapmadığı işlerden nama ifa yapılarak harcanan paralar girer.
Görülüyor ki, davacı kiralayanın rödövans sözleşmesi nedeniyle dava konusu yaptığı istekleri içinde ne menfi nede müsbet zarar kalemlerine giren bir talep yoktur. Dava konusu yapılan istek, rödövans sözleşmesinin 3 ve 4.maddeleri uyarınca davacı kiralayanın kira döneminde eksik olarak ödendiğini iddia ettiği ve yukarıda özellikleri yazılan “kira parasından” ibarettir. Kira sözleşmesinin fesh edilmiş olması kira dönemi içerisinde yapılması gerektiği halde yapılmayan ödemelerin sonradan istenmesine engel teşkil etmez ve kural olarak da kira parasının ödendiğini … yükü kiracıya aittir. Diğer taraftan sözleşmenin 4.maddesinin son fıkrasındaki “… aksi halde ruhsat sahibi mukaveleyi fesih ihbar etmekle yetkili olacaktır” hükmü davacı kiralayana tanınmış bir seçimlik yetkidir. Davacı kiralayan sözleşmenin bu hükmüne dayanarak sözleşmeyi dilerse fesih yetkisi kazandığından seçimlik yetkinin kullanılmamış olması eldeki davayı açarak kira parasını istemeye de engel değildir. Bütün bunların dışında davacının icra dairesine verdiği 8.2.2003 günlü itiraz dilekçesindeki beyanı işletme sahasındaki orman yangınından çıkan davalara ilişkindir. Davacının bu dilekçede davalı kiracıyı 20.10.1997- 15.04.2001 olan kiralama döneminden kaynaklanan alacaklarından dolayı ibra ettiğine dair kayıt da bulunmamaktadır.
Bütün bunlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş tarafların sözleşmenin 3 ve 4.maddeleri dikkate alınarak kira parası ve bunların ödenmesine ilişkin delillerini toplamak, yeniden oluşturulacak ve içlerinde hukukçu da bulunan bilirkişi kuruluna davacının sözleşme hükmü uyarınca alması gerektiği halde alamadığı kira parası (kömür miktarı) kalıp kalmadığını ve bunun parasal tutarını hesaplatmak, bu konuda gerek duyulursa ticari defter ve kayıtlar üzerinde de inceleme yapmak, Yargıtay denetimine elverişli gerekçeli ve ayrıntılı rapor almak ve davayı sonucu doğrultusunda hükme bağlamak olmalıdır.
Mahkemece anlatılan bütün bu yönler bir yana bırakılarak ve vasıflandırılmada yanılgıya düşülmek suretiyle istemin yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, 550,00 YTL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 15.01.2008 tarihinde oy birliği ile karar verildi.