YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7922
KARAR NO : 2013/18549
KARAR TARİHİ : 27.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Yurt dışında yaşayan mağdur …’in katılan bankada hesaplarının bulunduğu, kardeş olan sanıklar ve ailesinin mağdur ile olan geçmişe dayalı ilişkileri nedeniyle mağdur yurt dışında iken hesaplarının işleyişi ile ilgilendikleri, bu kapsamda mağdurun … Başkonsolosluğu vasıtası ile sanık …’a SSK’dan aldığı maaşı çekme ve kendisi adına açılmış olan hesaplara aktarma hususunda 29/03/2007 tarihinde vekalet verdiği, sanık …’ın bahsi geçen vekaletname ile 26/03/2008, 14/04/2008 ve 19/06/2008 tarihlerinde 750 ABD Doları parayı çektiği, sanık …’ın ise herhangi bir belge ibraz etmeksizin mağdurun hesabından 7550 ABD Doları çektiği, mağdurun hesabından para çekilmesine muvafakatinin bulunmadığının anlaşıldığı olayda, sanık …’ın para çekerken kullandığı vekaletnamede sanığın para çekmeye ilişkin yetkisinin bulunmadığının sabit olmasına rağmen banka görevlilerince ödeme yapılması, sanık …’nın mağdura ait hesaptan para çekerken banka görevlilerinin sorması üzerine para çekme yetkisinin bulunduğunu söylemesi, bunun haricinde banka görevlilerini aldatmaya yönelik herhangi bir eyleminin bulunmaması karşısında, banka görevlilerinin ihmali davranışları ile para ödemesinin yapıldığı anlaşılmakla, mahkemece sanıkların beraatlarına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 27.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.