Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/512 E. 2021/1713 K. 21.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/512
KARAR NO : 2021/1713
KARAR TARİHİ : 21.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İstanbul ili Tuzla ilçesi Merkez Mahallesi 1662 parsel sayılı 13.785 m2 yüzölçümlü taşınmazın toplam 6953 m2’lik kısmının müşterek mülkiyet kurallarına göre maliki ve hissedarı olduklarını, taşınmaza davalı tarafından yol, park ve yeşil alan yapılmak suretiyle kamulaştırmasız olarak el atıldığını, dava konusu taşınmazın imar planı içinde belediye hizmetlerinden yararlanan çok değerli bir arsa olduğunu, ulaşım imkânlarının iyi bir düzeyde bulunduğunu ileri sürerek el atılan kısım için şimdilik 10.000TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; taşınmaza el atılan veya kamu hizmetinde kullanılmaya başlanılan tarihten itibaren 20 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması durumunda davanın bu yönden reddini talep ettiklerini, taşınmazın ana arter olmaması veya el atan idarenin müvekkili idare olmaması hâlinde davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine ve ayrıca esas yönünden de davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
6. Davalı Tuzla Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu 1662 parsel bünyesinde yapılan değişiklik ve düzenlemelerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirildiğini, mevcut cadde ve yeşil alan düzenlemesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldığını beyan ederek davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
7. (Kapatılan) Tuzla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli ve 2010/73 E. 2011/458 K. sayılı kararı ile; davacıların hissedar olduğu Tuzla ilçesi Merkez Mahallesi 1662 parsel sayılı taşınmaza davalı … Belediyesi tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın asfalt yol, tretuar ve park yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı ve davacıların el atılan bölümlerle fiili tasarrufunun kesildiği, el atılan kısımların ana yol olan Doğandere Caddesine cepheli olup, Büyükşehir Belediyesi dahilindeki anayol ve caddelerden Büyükşehir Belediyesinin sorumlu olduğu, Tuzla Belediyesi tarafından el atılmadığı gerekçesiyle davalı Tuzla Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacıların davasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönünden kabulü ile, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, 10.000TL tazminatın davalı … Başkanlığından alınarak hisselerine göre davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Düzelterek Onama Kararı:
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 07.03.2012 tarihli ve 2011/18829 E. 2012/4062 K. sayılı kararı ile; “…Mahallinde yapılan keşif sonucu taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
Yol, tretuvar ve park yapılmak suretiyle el atıldığı belirlenen bölümlerin davacılar üzerindeki tapusunun iptali ile terkin ve tescil kararı verilmemesi,
Doğru değilse de; bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
Gerekçeli kararın hüküm fıkrasına ayrı bir bent olarak (Fen bilirkişisi kadastro teknisyeni … tarafından düzenlenen 07.03.2011 havale tarihli krokili raporda (A) harfi ile gösterilen yol ile B, C, D, E, F, G, H ve K harfleriyle gösterilen tretuvar yapılan bölümlerdeki davacılar payının iptali ile yol olarak terkinine, park yapılan ve (N) harfi ile gösterilen bölümdeki davacılar paylarının da iptali ile davalı … adına tesciline) ibaresinin yazılmasına…” gerekçesiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
10. Davalı … vekili karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 tarihli ve 2013/9352 E. 2013/15314 K. sayılı kararı ile; “…Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, davanın kabulüne dair verilen mahkeme kararına karşı davalı idarenin temyizi üzerine Dairemizce düzeltilerek onama kararı verilmiş, bu ilama karşı davalı … vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dosya içerisinde, dava konusu taşınmazın malikleri arasında fiilen taksim edildiğine dair bir takım belgelerin olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre, mahkemece yapılan incelemenin eksik ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken, düzeltilerek onandığı, anlaşılmakla; Dairemizin 07.03.2012 gün 2011/18829 esas, 2012/4062 karar sayılı ilamının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede;
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, Tuzla Belediye Başkanlığı hakkındaki davanın husumetten reddine, … yönünden kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı … vekilince temyiz edilmiştir.
Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Alınan rapor ve yapılan inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki;
Dava konusu taşınmazda özel parselasyon yapılıp yapılmadığı araştırılıp, bu hususta taraflardan delilleri de sorularak, mahallinde yapılacak keşifte dava konusu taşınmaza ait olduğu ileri sürülen özel parselasyon haritası veya fiili kullanımı gösterir kroki zemine uygulanarak, tapudaki diğer hissedarlar ve gerekirse başka tanıklar da dinlenmek suretiyle davacıların dava konusu taşınmazı satın alırken üzerinde bulunan yolların oluşup oluşmadığı, zeminde paylaştırma yapılıp yapılmadığı, alıcıların kendilerine gösterilen yerleri kullanıp kullanmadıkları ve bu işlemler sırasında yola terklerin yapılıp yapılmadığı hususları da sorularak, buna göre davacıların taşınmazdaki payının nerede bulunduğu açıkça belirlenip, krokide fen bilirkişisine işaretlettirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Yol, tretuvar ve park yapılmak suretiyle el atıldığı belirlenen bölümlerin davacılar üzerindeki tapusunun iptali ile yol ve tretuvar olan kısımların terkinine park olan kısımların tesciline karar verilmemesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
12. İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.05.2014 tarihli ve 2013/453 E. 2014/193 K. sayılı kararı ile; (bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra) Tuzla ilçesi, Merkez Mahallesi 1662 parsel sayılı taşınmazda davalı … Belediyesi tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın asfalt yol, tretuvar ve park yapılmak suretiyle fiilen el atılarak davacıların el atılan bu kısımlarda fiili tasarrufunun engellendiği, dava konusu parselde keşifte alınan tanık beyanlarına göre 24 yıldan beri fiili taksimat mevcut olup zeminde her hissedarın kullandığı yerin ayrı ayrı olduğu, belediyenin göndermiş olduğu parselasyon krokisinin alınan bilirkişi raporuna göre teknik olarak uymadığı, fiili taksimat yapılırken üzerindeki yolların oluşmadığı ve yola terklerin yapılmadığı ve bu suretle yapılan fiili taksimin özel parselasyon niteliği kazanıp tapu kayıtlarına işlenmediğinin anlaşıldığı, dava konusu parselde 6852 m2’lik kısma davalı idare tarafından fiilen el atıldığı, el atılan kısımda davacıların payları bedelleri toplamı olan 2.621.267,41TL ile davacıların kamulaştırılan alan dışında kalan ve diğer dava dışı tapu malikleri tarafından kullanılan alanda kaldığı için tasarruf edemedikleri hisselerin bedeli olan 1.589.734,10TL olup davacıların payları karşılığının 4.211.001,51TL olduğu ve ıslah talebi de dikkate alınarak davalı Tuzla Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacıların davasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönünden kabulü ile, 4.211.001,51TL tazminatın dava tarihi olan 08.02.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı … Başkanlığından alınarak hisselerine göre davacılara verilmesine, teknik bilirkişinin 07.03.2011 havale tarihli krokili raporunda A harfi ile gösterilen yol ile B, C, D, E, F, G, H, K harfleri ile gösterilen ve tretuar yapılan bölümlerdeki davacılar payının iptali ile yol olarak terkinine, park yapılan ve N harfi ile gösterilen bölümdeki davacılar payının iptali ile davalı … Belediyesi adına tesciline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
14. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2014/25960 E. 2015/1309 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, bozma ilamına uyularak karar verilmiş; hüküm, davalı … vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı idare vekilinin sair temyiz itirazları bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğundan yerinde değildir. Ancak;
1)Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, Mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre dava konusu taşınmazdan geçen yolun fiili taksim sonucu yol payı olarak bırakıldığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, kamulaştırma Kanununun 35.maddesi gereği, dava konusu taşınmazdan geçen yoldaki davacı payları karşılığının bedeline ilişkin davanın reddedilmesi, sadece park haline getirilen 995,33 m² kısımdaki davacı paylarının karşılığına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde yol ve dava dışı kişiler tarafından kullanılan kısımların bedeline hükmedilmesi,
Kabule göre de;
2)6100 sayılı HMK’nun 177 ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 04.02.1948 gün ve 10/3 sayılı kararına göre bozmadan sonra ıslah suretiyle talep sonucunun arttırılması mümkün değildir. Islah dilekçesindeki talep nazara alınarak fazlaya karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin Üçüncü (Direnme) Kararı:
15. İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.01.2016 tarihli ve 2015/374 E. 2016/8 K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma kararında Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesi gereğince dava konusu taşınmazdan geçen yoldaki davacı payları karşılığının bedeline ilişkin davanın reddedilmesi gerektiğinin belirtildiği, oysaki davada Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinin şartlarının mevcut olmadığı, 35. maddenin uygulanması için imar mevzuatı gereğince taşınmazın düzenlemeye tabi tutulması veya özel parselasyon yapılmasının gerektiği, toplanan tüm deliller, yapılan keşif, bilirkişi raporları ve tanık beyanlarına göre dava konusu yerde özel parselasyon ve imar mevzuatı gereğince düzenleme yapılmadığı, bu nedenle 35. maddenin uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma kararının (1) numaralı bendi yönünden direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
16. Direnme kararı süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin eldeki davada, Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinde düzenlenen şartların mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
18. Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle kamulaştırmasız el atma kavramı ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
19. Kamulaştırmasız el atma müessesesi, kamulaştırma yetkisi bulunan bir idari makamın Anayasa’ya ve yasalara uygun işlemleri oluşturmaksızın bir kişinin malına kalıcı olarak el koyması ve onun üzerinde bir yapı ya da tesis yapması yahut o taşınmazı bir hizmete özgülemesi suretiyle mal sahibinin taşınmazı dilediği gibi kullanmasına engel olması hâlidir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 646). Kamulaştırmada, yöntem olarak Anayasa ve kanunlara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, kamulaştırmasız el atmada usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilmesi olanaklı değildir.
20. Ancak kamulaştırmasız el atma ile kamulaştırmanın konu, amaç ve yetki yönüyle benzer yönleri bulunmaktadır. Her iki müessesenin de oluşması için, kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri veya kamu kurumları tarafından kamulaştırma işleminin yapılması veya kamulaştırmasız el konulmuş olması gereklidir. Kamulaştırmasız el atmada da, kamulaştırmada olduğu gibi, taşınmazın edinilmesinde kamu yararının bulunması zorunludur. Gerek kamulaştırmanın gerekse kamulaştırmasız el atmanın konusu sadece özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallardır.
21. Yukarıda açıklandığı üzere, kamulaştırmasız el atma müessesesi mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmakla birlikte, çağdaş bir yaklaşımla ve sosyal devlet ilkesi gereği olarak uygulamada, taşınmaz malikine, dava yoluyla mülkiyetin bedele çevrilmesi ya da idarenin hakkın özünü zedeleyen el koyma eylemine son verilmesi yolu açılmıştır.
22. Kamulaştırmasız el atma hâlinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanunu’na uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmaktadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır (11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E. 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden).
23. Modern mülkiyet anlayışında mülkiyet hakkı yetki ve ödevlerden oluşmaktadır. Malikin hem yetkileri hem de yakınlarına ve topluma karşı ödevleri bulunmaktadır. Hakkın kapsamında yer alan ödevler, mülkiyet hakkına yabancı, ona dıştan ve sonradan yükletilen sınırlamalar olarak kabul edilmemeli, aksine bunları, kamu yararı amacıyla malike yükletilen ve mülkiyet hakkını oluşturan ödevler olarak düşünmelidir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. Mülkiyet ancak kanunla ve kamu yararı amacı ile sınırlandırılabilir. Başka bir deyişle, kanun koyucunun malikin yetkilerini sınırlamak yetkisi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 35. maddesinin 2. fıkrasında sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın özü “kamu yararı”, şekli ise “kanun” dur. Kanun koyucunun mülkiyet üzerinde yaptığı sınırlamalar bu hakkın özüne dokunamaz.
24. Anayasa’da modern mülkiyet anlayışı benimsenmiştir ve mülkiyet hakkına saygılı ve bu hakkı koruyan bir rejimi öngörmektedir.
25. Anayasa’nın, “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesi:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
düzenlemesini getirmiştir. 35. maddede mülkiyet hakkı üç aşamalı bir anlatımla açıklanmıştır:
26. Birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilerek bu hakkın varlığı anayasal bir hak olarak saptanmıştır. Böyle bir hak sahibi mülkiyetinde olan şeyi dilediği gibi kullanabilir, ona sahip olabilir. Başkalarının o şeye el koyması durumunda onun el koymasının önlenmesini ve bu hakkının korunmasını dava yolu ile isteyebilir. Mülkiyet hakkının bu görünümü kural olarak sınırsız ve kısıtlamasızdır. Kutsal, sınırlamasız ve kısıtlamasız görünen bu hak anılan maddenin 2 ve 3. fıkraları ile genel bir sınırlamaya bağlı kılınmıştır.
27. İkinci fıkra uyarınca: “Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir”. Demek ki kamu yararı olan yerde veya bu amaçla kullanma gereksiniminde mülkiyet hakkı sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama da kanunla yapılabilir. Kanunsuz olarak burada kamu yararı vardır, denilerek herhangi bir kamu kurumu veya tüzel kişisi mülkiyet hakkına herhangi bir sınırlama koyamaz. Öyle ise bu fıkranın içeriğine göre ancak kamu yararı bulunduğu durumlarda ve kanuna tutunarak sınırlama yapılabilir, yasal bir dayanak olmadan kamu yararı olsa bile mülkiyet hakkına el uzatılamaz. Kanunun olanak tanıdığı yerde de kamu yararı bulunmalıdır.
28. Anayasa’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında kastedilen kamu yararı nedeniyle mülkiyet hakkının sınırlanması, 46. maddede “Kamulaştırma” olarak ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan madde “Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hâllerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her hâlde peşin ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır”
hükmünü içermektedir.
29. Ancak anılan maddede öngörülen koşullar gerçekleştiğinde, mülkiyet hakkına sınırlama getirilmekte ve karşılığı ödenmek suretiyle malikin malı elinden zorla alınmaktadır.
30. Anayasa’nın 35. maddesinin 3. fıkrası, mülkiyet hakkına bir sınırlama daha koymuştur. Bu fıkrada, “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” ifadeleriyle, mülkiyet hakkı sahibine kendi kendini sınırlaması koşulunun ne olduğunu göstermiştir.
31. Dikkat edilecek olursa; Anayasa’da mal sahibinin kullanma hakkı, 35. maddenin 2. fıkrasında “kamu yararı”, 3. fıkrasında “toplum yararı” ile sınırlanmış ise de; her iki durumda da, taşınmazın mülkiyetine el uzatılamamakta, sadece kullanma hakkının hangi sınırlarla bağlı olduğu ifade edilmektedir.
32. Yine Anayasa’nın “mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağını” içeren 35. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesi (mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m. 618) hükümlerinin birlikte incelenmesinden varılan sonuç, Türk hukukunda mülkiyet hakkının sosyal (modern) mülkiyet anlayışıyla düzenlenmiş olduğudur.
33. Türk Kanunu Medenisi ve bu Kanunu ilga eden TMK’nın Dördüncü Kitabında ilkin, mülkiyet hakkı düzenlenmiş; ne var ki 683. madde (Türk Kanunu Medenisi m. 618) ile bir tanım verilmemiş, sağladığı yetkilerin belirtilmesiyle yetinilmiştir.
34. Türk Medeni Kanunu’nun “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesine göre;
“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”
35. Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi (Türk Kanunu Medenisi m. 618) uyarınca, malik, eşya üzerinde ancak hukuk düzeninin sınırları içinde tasarruf edebilecektir. Dolayısıyla mülkiyet, kişilere, eşya üzerinde en geniş yetkiler sağlamakla birlikte, ödevler de yükleyen bir hak olarak kabul edilmektedir. Bu hak, malikin gerek yetkilerini ve gerekse komşularla topluma karşı olan ödevlerini kapsamakta, böylece mülkiyetin özü, yetki ve ödevlerden oluşmaktadır.
36. Mülkiyet hakkının olumlu içeriğine göre malik, eşyayı eylemli olarak dilediğince kullanma, ondan ve semerelerinden yararlanma, eşyayı zilyedinde bulundurma, satış, bağışlama, nesnel haklar kurma, kişisel haklarla sınırlama gibi, eşya üzerinde dilediğince tasarrufta bulunma yetkileriyle donatılmıştır.
37. Malikin eşya üzerindeki egemenliği hukuk düzeninin sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş bulunmaktadır. TMK’nın 683. maddesine (Türk Kanunu Medenisi m. 618) göre malik, eşyayı hukuka aykırı olarak elinde bulunduran ya da eşyaya el koyan kişilerden onun geri verilmesini isteyebileceği gibi, yine hukuka aykırı olarak zilyetliğine yapılan el koymaların önlenmesini, taşkınlıkların giderilmesini de isteme hakkına sahiptir.
38. Bu suretle, mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin müeyyidesi olan dava hakları malike tanınarak mülkiyet korunmuştur. Kanunun deyimiyle, “istihkak ve el atmanın önlenmesi” istemleri mülkiyet hakkından doğup, varlıklarını mülkiyet hakkına ayrılmaz bir biçimde bağlı olarak sürdürürler.
39. Mülkiyet hakkının içeriğine giren ödevler ise; yapmama, katlanma ve yapma ödevleridir. Komşuluk hukukuna ilişkin ödevler yapmama ödevine, kar, yağmur ve tutulamayan kaynak sularını kabule zorunluluk katlanma ödevine, taşınmaz mallar için vergi, resim ve harç ödeme yükümlülüğü de yapma ödevine örnek olarak gösterilebilir.
40. Bütün bu anlatılanların ortaya koyduğu sonuç şudur; mülkiyet, bireylerin bir şey üzerindeki egemenliği demektir (Türk Hukuk Lügatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 828).
41. O hâlde malik mülkiyet hakkına dayanarak, mülkiyete ilişkin yetkilerin kullanılmasında, hukuksal bir nedene dayanılmadan üçüncü kişilerin engellemesi ile karşılaştığı takdirde, el atmanın önlenmesi davası açabilecektir. Açıktır ki, bu gibi davranışlarla ihlal edilen, Anayasal ve yasal bağlamda teminat altına alınmış bulunan, mülkiyet hakkıdır.
42. Burada davranışların haksız olması ve bir hakka dayanmaması yeterli olup, kusurun bulunması gerekli değildir. Malikin, mülkiyet hakkını, engellemenin varlığını ve nedensellik bağının bulunduğunu ispatlaması gerekli ve yeterlidir (Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 tarihli ve 2010/5-662 E. K:2010/651 K. sayılı kararı).
43. Öte yandan, Türkiye’nin 18 Mayıs 1954 tarihinde onaylamış olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başlangıçta mülkiyete ilişkin bir kural içermemekle birlikte, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce mülkiyet hakkının da yer almasına yönelik bir protokol oluşturulmuş ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol imzalanmıştır.
44. AİHS Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinde:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
45. Buna göre protokolün birinci maddesi mülkiyetin korunmasını düzenlemekte olup; bu madde üç kuraldan oluşmaktadır. Bu kuralların ilki mülkiyet hakkına saygı duyulması biçiminde genel ilkedir. İkincisi mülkiyet hakkından kamu yararı nedeniyle hukuka uygun olarak yoksun bırakılmasının meşruluğu ilkesidir ve nihayet üçüncüsü, mülkiyet hakkının kamu yararına uygun olarak kullanılmasının düzenlemesinin yine meşru bir müdahale sayılacağı ilkesidir.
46. Bu bağlamda kamulaştırmasız el atma iddiaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde ileri sürüldüğü zaman, mahkeme meşru müdahalelerin olup olmadığını incelemekte, meşru bir müdahale yoksa mülkiyet hakkına saygı duyulmadığına ve hakkın ihlal edildiğine karar vermektedir.
47. Diğer yandan, 16.5.1956 tarihli ve 1956/1 E. 1956/6 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;
“Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine meni müdahale davası açmağa hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünün bedelinin tahsilini de dava edebileceğine ve isteyebileceği bedelin de mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki bedel olduğuna 16.05.1956 tarihinde ilk toplantıda ittifakla karar verildi.”
şeklinde bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir.
48. Yine Yargıtayın 16.5.1956 tarihli ve 1954/1 E., 1956/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulünün bedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbeden hükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağına ve bu itibarla da, hadisede Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinin tatbik kabiliyeti bulunmadığına…” karar verilmiş, kamulaştırmasız el koyma hâlinde açılacak bedel davalarının zamanaşımına bağlı olmadığı belirtilmiştir.
49. Mülkiyet hakkına ve kamulaştırmasız el atmaya ilişkin bu açıklamalardan sonra Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesine de değinmek gerekmektedir.
50. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinde “İmar mevzuatı gereğince düzenlemeye tabi tutulan parsellerden düzenleme ortaklık payı karşılığı olarak bir defaya mahsus alınan yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle, özel parselasyon sonunda malikinin muvafakatı ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamaz ve karşılığı istenemez” düzenlemesi mevcuttur.
51. Parselasyon, kadastro parseli niteliğindeki arazilerin imar parseline dönüştürülmesi sürecinde gerçekleşen idari işlemler bütünüdür.
52. Özel parselasyon ise imar planları dikkate alınmaksızın şahısların birbirleri arasında yapmış oldukları parselasyondur (Kalabalık, Halil; İmar Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2012 s. 3215). Uygulamada 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca imar uygulaması yapılmamış yerlerde yapılaşmanın belli bir düzen içerisinde oluşturulması, çok fazla paydaşı bulunan hisseli taşınmazlarda yol payları ve fiili kullanım durumlarının belirlenmesi, hisseli taşınmazlarda satış kolaylığının sağlanması nedenleriyle özel parselasyon yapılmaktadır.
53. Özel parselasyon işleminin tapuya bildirilerek taşınmazın planı niteliğini kazanması mümkün olduğu gibi, fiilen de yapılması mümkündür. Yukarıda değinilen Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca özel parselasyon içerisinde malikin muvafakati ile yol, yeşil alan gibi kamu hizmetlerine ayrılan alanlar için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağı gibi, bu yerler tapuda maliki adına kayıtlı olsa bile karşılığı istenemeyecektir.
54. Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde; her ne kadar mahkemece Kamulaştırma Kanunu’nun 35. maddesinin somut olayda uygulanma imkânının olmadığı, dava konusu yerde özel parselasyon ve imar mevzuatı gereğince düzenleme yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dosyada mevcut özel parselasyon krokisi ile mevcut fiili durum çakıştırılmamış, ayrıca fiili taksim durumu kesin olarak tespit edilmeden eksik incelemeye dayalı hüküm kurulmuştur.
55. Bu durumda mahkemece öncelikle, taraflardan, ilgili tapu müdürlüğü ile kadastro müdürlüğünden dava konusu taşınmaza ait özel parselasyon krokisi (dosyada bulunan özel parselasyon krokileri haricinde) olup olmadığı sorularak, var ise, kroki ve belgeler getirtildikten sonra keşif kararı verilmesi, özel parselasyon planı ile mevcut fiili durumun tereddüte mahal vermeyecek şekilde çakıştırılması, taşınmazda fiili taksim yapılıp yapılmadığı, fiili kullanım nedeniyle hâlihazırdaki yolun özel parselasyonda yol olarak bırakılıp bırakılmadığı, fiili taksim varsa davacıların kullandıkları yerlerin bulunup bulunmadığı, özel parselasyon planının dava konusu taşınmaza uyup uymadığı kapsamlı şekilde araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
56. Öte yandan mahkemece, davacıların kamulaştırmasız el atılan alan dışında kalan ve diğer dava dışı tapu malikleri tarafından kullanılan alanda kalan hisselerin bedelinin de davalı … Başkanlığından tahsiline karar verilmiş olup, dava konusu olmayan ve dava dışı kişiler tarafından kullanılan kısımların da bedeline hükmedilmesi hatalı olmuştur.
57. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.