Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2021/7043 E. 2021/11129 K. 30.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7043
KARAR NO : 2021/11129
KARAR TARİHİ : 30.06.2021

BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : … 9. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : ALACAK

İLK DERECE MAHKEMESİ : Kütahya 2. İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 1996 yılında …’a bağlı Seyitömer Termik Santralinde alt işverenler bünyesinde işe başladığını, santralin 17.06.2013 tarihinde özelleşerek davalıya devir olması ile davalı bünyesinde kesintisiz şekilde çalışmaya devam ettiğini, son olarak 29.01.2019 günü prim gün sayısının dolması nedeniyle emeklilik nedeniyle istifa ettiğini, devir sebebiyle davalı şirket sigortalısı olarak çalışan davacının tesiste değirmen bakım ustası olarak çalıştığını, son aldığı brüt ücretin 9.267,57 TL olduğunu, yol ve yemek hizmetinin işveren tarafından karşılandığını, davacının yetkili sendika … Sendikası üyesi olup aidat ödeyerek Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden faydalanmaya müstahak olduğunu, davalı ile yetkili sendika arasında imzalanan toplu iş sözleşmelerinin 74. maddesinde işçiye, çalışma süresi de orantılı olarak hizmet teşvik primi ödeneceği kararlaştırılmış olmasına rağmen bu güne dek davacıya bu ad altında bir ödeme yapılmadığını, davalı ile yetkili sendika arasında imzalanan toplu iş sözleşmelerinin 68. maddesinde işçiye; üretim hedeflerinin gerçekleşmesi halinde üretim priminin %25’lik kısmının çalışanların aylık çıplak ücretlerine oransal olarak, geriye kalan %75’lik kısmın ise çalışanlara eşit olarak ödenmesi kararlaştırılmasına rağmen bu güne dek davacıya bu ad altında bir ödeme yapılmadığını, çalıştığı süre boyunca yıllık izinlerini kullanmadığı gibi karşılığında tahakkuk eden ücretini de almadığını iddia ederek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, hizmet teşvik primi ve üretim prim alacağının davalıdan tahsilini dava ve talep dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, zamanaşımı ve husumet itirazında bulunduklarını, özelleştirme sözleşmesi uyarınca dava konusu (devir öncesine ilişkin) kıdem tazminatlarından … ve taşeron şirketlerin sorumlu olduğunu, 18.06.2013 tarihinde müvekkili şirket ile … arasında “Elektrik Üretim A.Ş.’ye Ait Seyitömer Termik Santrali, Santral Tarafından Kullanılan Taşınmazlar, Seyitömer Linyitleri İşletmesi Tarafından Kullanılan Taşınır ve Taşınmazların Satışına 2594, 31743 ve 200702650 no.lu Maden Ruhsatları ve Bu Ruhsatların Kapsadığı Maden Sahalarının İşletme Hakkının Verilmesine İlişkin Satış ve İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin” imzalandığını, bu sözleşmenin 6. maddesinin 2 numaralı bendinde aynen; “ALICI, Sözleşme Konusu Varlıklar’da çalışan 4857 sayılı îş Kanunu’na tabi personelin kanunlardan ve toplu iş sözleşmelerinden doğan haklarını koruyacağını, kıdem tazminatlarının ve diğer tüm haklarının ALICI tarafından ödeneceğini taahhüt eder. Ancak kıdem tazminatına ilişkin olarak DEVİR TARİHİ’nden önceki döneme ait olan kıdem tazminatlarından DEVİR TARİHİ’ndeki kıdem tazminatlarına esas ücret ve süre ile sınırlı olmak kaydıyla …, bu tarihten sonraki döneme ait olan kıdem tazminatlarından ise ALICI sorumludur.” hükmü olduğunu, işçilerin 18.06.2013’te yapılan özelleştirmeden önceki çalışma dönemine ilişkin kıdem tazminatlarından …’ın sorumlu olduğunu, özlük dosyalarından da anlaşılacağı üzere müvekkili şirket döneminde davacının yıllık izinlerini kullandığını ve kullanmamış olduğu yıllık izinlerinin bedelinin kendisine ödendiğini, müvekkili şirketten önce alt işverenler nezdinde geçen hizmet süresinde yıllık izin kullanıp kullanmadığı, ne kadarını kullandığı yönünde bilgi bulunmadığını, şirket çalışanlarının ücretlerini, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan tüm alacaklarını bordroda belirterek ödendiğini, son aldığı brüt maaşı denilerek ödenen 9.267,57 TL tutarın esas maaş alacağı olan 2.473,12, hafta sonu alacağı, fazla mesai alacağı ve yıllık izinlerine ilişkin ücreti kast edilmiş olup kendisine ödendiğini, esas maaş ücretinden de anlaşılacağı üzere fazladan ödenen tutarın yıllık izin ücreti niteliğinde olduğunun davacı tarafından ikrar edilmiş sayılmasını gerektirmekle birlikte iş bu davayı açmasının iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığını, davacının müvekkil şirketten ayrılmak istediğini belirtir 29.01.2019 tarihli dilekçesinde çalışma süresi boyunca doğan tüm ayni ve akdi haklarını aldığını açıkça beyan ettiğini, ayrıca davacının işten ayrıldıktan sonraki tarihli ibranamede de müvekkil şirketten hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını beyan ettiğini ve işverenini ibra ettiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf başvurusu :
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurusu yerinde görülmediğinden esastan reddine, karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu :
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Taraflar arasında, davacının yıllık izin ücreti alacağının miktarı noktasında uyuşmazlık vardır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir. Anayasamızın 141. maddesine göre, yargı basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmelidir. Devlet yargının basit, ucuz ve çabuk gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak durumundadır. Zira hakkın tanınması ve korunmasındaki gecikmeler, hukuk devleti ilkesi ile uyumlu değildir, adil yargılanma hakkını ihlâl eder. Bu sebeple yargılama sonucunda ulaşılacak hüküm, doğru, gecikmemiş ve kendisinden beklenen etkiyi gösteren bir niteliğe sahip olmalıdır. Bundan dolayı belirsiz vakıaların açıklattırılmasına, eksikliklerin hâkim tarafından işaret edilerek taraflarca giderilerek yargılamanın uzatılmasının önüne geçilmesine ilişkin hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Usul hukuku için haksızlığın önlenmesinin anlamı, doğru hüküm kurulmasıdır. Bu hususta yapılacak bir inceleme içinse, tarafların iddialarını eksiksiz ve zaman, yer gibi somut unsurlarıyla tam bir açıklık içinde yargılamaya getirmeleri gerekmektedir. Doğru hüküm kuramama, bazen ise zayıf olan tarafın bir usuli hakkı bilmiyor olması dolayısıyla söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda, hakkın özünün, usule kurban edilmesi mümkün olmadığından, tarafın bir vakıayı bütün ayrıntılarıyla getirmemiş olması dolayısıyla yargılamanın doğru ve adil bir hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde aydınlatılmamış olması durumunda hâkim devreye girecek ve söz konusu usûlî olanağı tarafa hatırlatacaktır.
Somut olayda davacı vekili müvekkilinin çalıştığı süre boyunca yıllık izinlerini kullanmadığını iddia etmiştir. Davalı ise davacının 17.06.2013 tarihinde yapılan özelleştirme sonrası kendisinde çalışmaya başladığını, 1996-2013 tarihleri arasında …’ ın alt işverenlerinde yaptığı çalışmaya ilişkin bilgi ve belgelerin kendisinde bulunmadığı bu nedenle davacının bu döneme ilişkin yıllık izinlerini kullandığına ilişkin belge sunulamadığını savunmuştur. Mahkemece, 17.06.2013 tarihli özelleştirme sonrası işyerini devralan işverenin sunduğu 2013 yılı sonrasına ilişkin yıllık izin belgeleri dikkate alınarak Toplu İş Sözleşmesine göre belirlenen 560 gün izin hakkından kullanıldığı ispat edilen 35 günlük izin hakkı düşülmek suretiyle kalan 525 gün için yıllık izin ücreti hesaplanmıştır. Bu durumda mahkemece davacının 1996-2013 yılları arasında alt işverenlerde çalıştığı yaklaşık 17 senelik dönemde hiç izin kullanmadığı kabul edilmiştir.
Mahkemece, davacının davayı somutlaştırma yükü (HMK m.194), hakimin de davayı aydınlatma yükümlülüğü (HMK m. 31) bulunduğu göz önüne alınarak, davacının belirtilen 1996-2013 yılları arasındaki 17 senelik çalışma süresi boyunca hiç yıllık izin kullanmadığı hayatın olağan akışına ters olduğundan, davacının beyanı alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.