YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5070
KARAR NO : 2021/4974
KARAR TARİHİ : 10.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.05.2017 tarih ve 2014/341 E. – 2017/171 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nce verilen 03.10.2019 tarih ve 2017/1933 E. – 2019/1498 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 07.06.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı … vekili Av. … ile davalı asli müdahil vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafça davacı aleyhine başlatılan icra takibine konu 4 adet bononun davacının rızası hilafınca kasadan alınıp davalıya ciro yoluyla geçtiğini, bonoların davacının rızası hilafına doldurulduğunu, davacının davalıya herhangi bir borcunun olmadığını belirterek takibe konu bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarına ilişkin olarak savcılıkça yapılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiğini, davacı tarafın bu iddialarını yazılı delillerle kanıtlaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı şirketin dava konusu bonoların şirket kasasından rızası dışında çıktığı ve davalı yanca tarafların herhangi bir borç-alacak ilişkisi bulunmamasına rağmen doldurularak takibe konulduğunu ileri sürmek suretiyle borcun varlığını inkar ettiği sabit olduğundan ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davaya konu senetlerin düzenlendiği tarihin tanzim tarihlerinin şirket hisse devir tarihinden sonra olması değerlendirildiğinde, davalının temel ilişkiyi ispat etmesi gerektiği, senetlerdeki imzaların dava dışı …’ye ait olduğu, ispat yükü üzerinde olan davalıca …’nin şirketi borç altına sokacak kambiyo senedi düzenleme yetkisi olduğuna ilişkin bir delil ileri sürülemediği, davacı şirketin ticari defterlerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de davacı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve ticari defterlerinde davaya konu bonolara ilişkin kayıt olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, dava konusu bonoların, tanzim tarihinin 28.03.2011 tarihi olduğu, keşidecisinin davacı şirket lehtarının davalı … olduğu, her birinin değerinin 250.000,00.- TL olduğu, bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı şirket adına kambiyo senedi düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde yapılan araştırma sonucunda gelen vekaletname örneğine göre, davacı şirket adına Nida Kavi’nin 11.03.2011 tarihinde dava dışı …, …,…ve …’u vekil tayin ettiği, sözkonusu vekaletnamede kambiyo senedi düzenleme yetkisinin olmadığı, dosya içerisinde yer alan bilgilere göre ve Cumhuriyet Savcılığı dosyasındaki bilgilere göre söz konusu bonolardaki imzaların vekil … tarafından imzalandığının anlaşıldığı, bu durumda tanzim tarihi itibariyle yetkili olmayan kişi tarafından söz konusu bonolar tanzim edildiğinden davacı şirketin bu bonolar nedeniyle borçlu olması hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek kambiyo senedi düzenleme yetkisi bulunan kişilerin tespiti yönünde araştırma yapılmış, buna ilişkin vekaletname istenmiş, böylece yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile dayanarak ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde inceleme yapılması ve gerekçe genişletilmiş olması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davalının alacaklı olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine delil toplayan Bölge Adliye mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.
HMK’daki konuya dair düzenleme:
Duruşma yapılması ve karar verilmesi (2)
MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
7251 sayılı kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir.
Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Dairemizce işin esasına girilerek sair temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle usul bozulması yapılması şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.