YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5448
KARAR NO : 2012/23305
KARAR TARİHİ : 13.12.2012
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı, kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasına, biriken aylıkların tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Davacı, 3201 sayılı Yasa’ya göre, yurtdışı hizmetlerini borçlanarak bağlanan yaşlılık aylığının, Türkiye’de 1479 sayılı Yasa kapsamındaki çalışması nedeniyle iptal edildiğini belirterek Kurum işleminin iptalini ve yaşlılık aylığının yasal faiziyle birlikte ödenmesini ve 20.1.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile kurumca yersiz aylık çektiğinden bahisle haksız olarak tahsil edilen 5.386,38 TL ile 6.5.2009-28.12.2010 tarihleri arası döneme ilişkin olarak tahsil edilen 9.413,84 TL prim ile birlikte toplam 14.800,22 TL’nin yasal faizi ile birlikte iadesini istemiştir.
Mahkemece, kurum işleminin iptali ile, kesilen yaşlılık aylıklarının kesildiği tarihten itibaren davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, yaşlılık aylığından sosyal güvenlik destek primi kesilmesine, ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faiz ile birlikte ödenmesine ve davacı tarafından kurum hesabına yatırılan 5.386,38 TL ile 9.413,84 TL’nin 1.1.2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya iadesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacıya 1479 sayılı Yasa kapsamında 7968 gün, 3201 sayılı Yasa kapsamında 434 günlük yurtdışı borçlanması ve 600 gün askerlik borçlanması ile birlikte toplam 9002 prim ödeme günü karşılığında 1.6.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının 1.3.2009 tarihinden itibaren devam eden bina müteahhitliğinden dolayı vergi kaydı ve 9.4.1996 tarihinden itibaren de devam eden oda kaydının bulunduğu, davacının emekli olduktan sonra ticari faaliyetinin devam ettiği, yurt dışı borçlanmasına istinaden yaşlılık aylığı bağlandığından 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden sonra davacının yaşlılık aylığından sosyal güvenlik destek primi kesilmek sureti ile kendi nam ve hesabına çalışmasının mümkün olmadığından yaşlılık aylığının 15.3.2010 tarihi itibari ile iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, yurtdışında geçen çalışmaların borçlanılması sonucu sigortalıya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, sigortalının Türkiye’de sosyal güvenlik kurumlarına tabi olacak şekilde çalışması durumunda 3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesi uyarınca yaşlılık aylığının kesilip kesilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 3201 sayılı Yasanın 6. maddesinin “B” bendinde “Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan Türkiye’de sigortalı çalışmaya başlayanların aylıkları, tekrar çalışmaya başladıkları veya ikamete dayalı bir ödenek almaya başladıkları tarihten itibaren kesilir. 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun sosyal güvenlik destek primi hakkındaki hükümleri, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlar için uygulanmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. Her ne kadar, anılan yasada 19.06.2010 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5997 sayılı Yasanın 15. maddesi ile yapılan değişiklikle, 3201 sayılı Yasadan yararlanmak suretiyle aylık bağlananların, Türkiye’de sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışabileceği belirtilmiş ise de; yürürlük tarihi ve her yasanın kendi yürürlük döneminde uygulanması gerektiği gözetildiğinde, anılan değişikliğin davacı lehine uygulama olanağı bulunmamaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.6.2012 gün 2012/21-196 E., 2012/396 K. sayılı kararında da aynı husus benimsenmiştir.
Mahkemece, davacının 1.3.2009 tarihinden itibaren devam eden vergi kaydı dikkate alındığında, 5997 sayılı Yasa’nın 15.maddesi ile 3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesinde yapılan değişikliğin, yürürlüğe girdiği 19.6.2010 tarihinden önceki uyuşmazlıklara uygulanmasının mümkün olmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
O halde, davacının 19.6.2010 tarihinden önce kendi nam ve hesabına çalışması bulunduğu sabit olduğuna göre, kanunun yürürlük tarihi itibari ile yaşlılık aylığının kesilmesi gerektiği ve bu tarihe kadar ödenen aylıkların geri istenmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı ve mahkemece 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi de gözönünde tutularak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.