YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/17161
KARAR NO : 2012/1335
KARAR TARİHİ : 09.02.2012
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … İş Mahkemesi
Davacı, 25/07/1992- 31/12/1995 yılları arasında çalıştığının tespitiyle, emekliliğe hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Uyuşmazlık, davacının oda kaydının geçersiz sayıldığı ve vergi kaydının da bulunmadığı 31/12/1995-31/05/1999 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun’a tabi sigortalı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
01/04/1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04/05/1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun, Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20/04/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22/03/1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya Kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 25/07/1992 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının 27/07/1992-21/06/2006 tarihleri arasında Kurumca geçersiz olduğu saptanan Oda kaydı ve 25/07/1992-03/12/1995 tarihleri arasında vergi kaydı bulunmaktadır. Davacının meslek odası kaydının Kurumca, usulsüz olduğu saptandığından 31/12/1995-31/05/1999 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalığı geçersiz sayılmıştır. Davacı, vergi kaydı geçersiz sayıldığı taktirde uyuşmazlık konusu dönem olan
31/12/1995-31/05/1999 tarihleri arasında vergi kaydı, esnaf ve sanatkar sicili kaydı veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı bulunmadığından zorunlu Bağ-Kur sigortalısı değildir. Ancak davacının 31/12/1995-31/05/1999 dönemine ait prim borç ve cezalarını Kurum’a 1999 ve 2000 yıllarında geriye dönük olarak ödediği ve Kurumun uzun yıllar bu primleri kullandığı anlaşılmaktadır.
Davalı Kurum’un geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmesi ve uzun süre bu primleri kullanması ve daha sonra davacının sigortalılığını geçersiz sayması, Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. Bağ-Kur’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması nedeniyle primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı Kanun’a tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01/10/1997 gün ve Esas: 1997/10-578, Karar: 1997/758; 24/09/2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, davacının 31/12/1995-31/05/1999 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun’a tabi Bağ-Kur sigortalısı olduğu yönünde davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09/02/2012 gününde oy birliği ile karar verildi.