YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5070
KARAR NO : 2011/2403
KARAR TARİHİ : 17.03.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili davalılardan …’nin müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait 10 ada 8 sayılı parseli …’a, 402 ada 10, 11, 12 ve 13 sayılı parselleri …’a, onun tarafından …’ya, onun tarafından da …’a, 3366 sayılı parseli ise …’e sattığını öne sürerek yapılan tasarrufların iptalini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davalıların kötü niyetli olduklarının kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. İptal davasından maksat İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarrufların iptaline hükmettirmektir. Bu davanın önkoşulu ise, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması ve borcun tasarruf tarihinden önce doğmuş olmasıdır. Ön koşulun bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddede akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Somut olaya gelince;
1)Davalı … Hecebir’e dava konusu 3366 sayılı parselin satıldığı 10.07.2001 tarihinde yürürlükte olan İİK.nun 280/1 maddesi uyarınca tasarruf tarihinden itibaren 2 yıl içinde haciz işleminin yapılmaması ve alacağın muaccel hale gelmemesi nedeniyle hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Ancak İİK.nun 280. maddesini değiştiren 4949 sayılı yasanın geçici 38. maddesine göre yapılan değişikliğin derdest davalarda da uygulanacağı öngörülmüş olup alacaklı davacı tarafından borçlu davalı … aleyhine tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde icra takibi başlatılıp, haciz işlemi yapılmıştır. Bu durumda dosya kapsamı ve cevap dilekçesinden üçüncü kişi konumunda olan davalı … Hecebir’in borçlu davalının şirketinde yönetici olduğu, bu nedenle borçlunun alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu anlaşılmakla İİK.nun 280/1 maddesi uyarınca hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.
2)Davacı vekilinin dava konusu 402 ada 10, 11, 12 ve 13 sayılı parseller ile 10 ada 8 nolu parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Dava konusu edilen 402 ada 10 nolu parsel 22 Milyar, 11 nolu parsel 48 Milyar, 12 nolu parsel 48 Milyar ve 13 nolu parsel ise 55 Milyar TL. bedellerle 28.10.2004 tarihinde borçlu davalı … tarafından …’a satılmış, … tarafından 24.12.2004 tarihinde aynı bedellerle davalı …’ya, Sedef tarafından 14.01.2005 tarihinde davalı …’a, … tarafından da 31.10.2006 tarihinde tekrar davalı …’ya satılmıştır. Bilirkişiler bu taşınmazlardan 10 nolu parselin tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 106.746.00 TL, 11 nolu parselin 202.96900 TL, 12 nolu parselin 204.475.00 TL, 13 nolu parselin ise 243.450.00 TL. olduğunu bildirmişlerdir. Yine dava konusu 10 ada 8 nolu parselin 27.09.2005 tarihinde borçlu davalı … ta
rafından davalı …’a 10.000.00 TL. bedelle satılmış olduğu, bilirkişiler ise bu taşınmazı tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 49.575.00 TL olduğunu bildirmişlerdir. Üçüncü kişi konumunda olan davalılar … ve … taşınmazların gerçek bedellerini haricen ödediklerini iddia etmedikleri gibi bu hususta yasal ve geçerli delilde ibraz etmemişlerdir. Yine davalılar … cevap dilekçesinde borçlu davalı … ile geçmişe dayanan ticari ilişkileri olduğunu hatta taşınmazların daha önce borçlu davalıya aradaki ticari ilişki nedeniyle anneleri tarafından teminat amaçlı olarak verildiğini de bildirmiş, …’da taşınmazın daha önce teminat amaçlı olarak borçlu davalıya verildiğini beyan etmiştir. Ayrıca davalılardan …’un da borçlu davalının durumunu bilebilecek kişilerden olduğu, taşınmazların kısa sürelerle aynı kişiler arasında el değiştirdiği anlaşılmaktadır.Bu durumda taşınmazların tapuda gösterilen satış bedelleri ile gerçek değerleri arasında bir mislini aşan fahiş fark bulunması, ayrıca davalıların borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olmaları yanında davalılardan …’nın dairenin 2010/7645 esas sayılı dava dosyasında da borçludan satın aldığı başka taşınmazlar hakkında da tasarrufun iptali davası nedeniyle davalı konumunda olduğu orada verdiği beyanlardan davalı borçlu ile ticari ilişkilerinin bulunduğunun anlaşılmasına ve tüm dosya kapsamına göre 402 ada 10, 11, 12 ve 13 sayılı parseller ile 10 ada 8 nolu parsele ilişkin davanın İİK.nun 278/III-2 ve 280/1-2 maddeleri uyarınca kabulü ile yapılan tasarrufların iptali gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarda (1) ve (2)nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 17.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.