YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10829
KARAR NO : 2013/17754
KARAR TARİHİ : 01.10.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVALILAR :
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/11/2003-20/04/2011 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı işverenlere ait ev işleri işyerinde 01.11.2003 – 20.04.2011 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile gidilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işverenler tarafından davacıya ait işe giriş bildirgesi verilmediği, davalılara ait ev işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınmadığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Yasa’sının 4. maddesinde ev hizmetlerinde çalışanlara İş Yasa’sı hükümlerinin uygulanamayacağı, 10. maddesinde nitelikleri bakımından en çok otuz iş günü süren işlere süreksiz iş, bundan fazla devam edenlere sürekli iş deneceği, 506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde ise ev hizmetlerinde çalışanların ücretle ve sürekli çalışanlar hariç sigortalı sayılmayacağı bildirilmiştir.
Ev hizmetlerinde çalışanlar, hizmet akdine göre evde çalışan kimselerdir. Haftanın her günü çalışanlar yönünden sürekli, süreksiz çalışma olgusunu belirleme yönünden 4857 sayılı Yasa’nın 10. maddesindeki tanımdan hareket etmek mümkün ise de haftanın her günü değil de belirli günlerinde gelip çalışanlar bakımından sürekli veya süreksiz çalışmanın kriteri herhalde her haftanın yarısından fazla düzenli olarak çalışma olmalıdır. Gerçekten her hafta sürekli gelip haftanın bir-iki günü gelmeyen bireyi 506 sayılı Yasa kapsamına almamak anılan maddenin amacına aykırıdır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Davacının, uyuşmazlığa konu dönemde bildirilmiş herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. Davacı tanıklarının davacının çalışmasını doğrulmasına rağmen bu beyanlara itibar edilmeyerek, davalı işverenlerce tanık olarak gösterilen kendi yakınları ve arkadaşlarının beyanları ile hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki davalı işverenlerin vekillerinin cevap dilekçesinde ve davalı tanıklarının beyanlarında dahi davacının haftanın belli günleri davalıların evine ev hizmetlisi olarak geldiği anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu’nun 29.06.2005 tarih ve 409/413 sayılı ilamında, hizmet tespiti davalarının hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. “Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıcı sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı, 506 sayılı Kanunun 3B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.
Bu davalarda işverenin, çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.
Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.”
Yukarda belirtilen Hukuk Genel Kurul kararı doğrultusunda, somut olay değerlendirildiğinde;
Karı-koca olan her iki davalı işverenin … oldukları, davalı …’ın 15.3.2007 tarihinden itibaren kesintisiz şekilde 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak … sicil no’lu işyerinden sigortalı çalışmalarının bildirildiği, bu davalının aynı zamanda … sicil numarası ile emekli sandığı çalışmalarının olduğu, ancak süresinin dosya içeriğinden anlaşılamadığı, davalıların çocuğu …’ın 20.10.2005 doğumlu olup 2008-2009 eğitim öğretim yılında Özel Edirne … Müdürlüğünde, 2010 yılında Özel Edirne … Müdürlüğünde anasınıfına, 2011-2012 eğitim yılında da 1. sınıfa başladığı, davalıların diğer çocuğu …’ın 28.6.1999 doğumlu olup, 2002-2004 eğitim öğretim yılında Edirne … evinde, 2004 yılında Özel Edirne … Müdürlüğünde anasınıfına, 2011-2012 eğitim yılında da 7. sınıfa başladığı, davalı işveren …’ın doğumlarından sonra ücretsiz izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise hangi tarihler arasında kullandığının anlaşılamadığı, … olmaları nedeniyle ev dışında yoğun bir şekilde çalıştığı anlaşılan davalı işverenlerin dışarıdan birilerinden destek almadan ev işlerini yapmalarının mümkün olmadığı, buna göre tarafların gösterdiği tanıklar ile yetinilmeyerek, ihtilaf konusu dönemdeki çevre sakinleri, civar yerleşim yerlerinde uzun yıllar oturan komşu ya da yakın yerlerde kayıtlara geçmiş çalışanlar ile davacının bu çalışmalarını bilebilecek durumda olan mahalle muhtarı veya azaları re’sen tespit edilip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurularak, uzun yılları kapsayan bu bilgilerinin doğruluğu konusunda tanıklar özenle dinlenilmeli ve bu yöndeki beyanları buna göre irdelenmeli, gerekirse bu hususlar dinlenen bu tanıklara ayrıntılı şekilde açıklattırılmalı; özellikle ev işyerindeki çalışmanın sürekli ve haftanın yarısından fazla şekilde geçip geçmediği belirlenmeli, davacının, davalıların evindeki çalışmalarının niteliği gereği gün boyu sürüp sürmediği de gözetilerek, davacının fiili çalışmalarının varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, kesintili mi, sürekli mi olduğu, kısmi süreli mi (part time) yoksa tam süreli mi (full time) çalıştığı hiçbir kuşku ve duraksamaya meydan vermeyecek biçimde belirlenmeli; böylelikle, toplanan ve toplanacak delillerin sonucuna göre davaya konu talep hakkında bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.