Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/15465 E. 2011/13438 K. 28.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/15465
KARAR NO : 2011/13438
KARAR TARİHİ : 28.11.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Yönetimi, davalılar adına hisseli olarak tapuda kayıtlı bulunan dava konusu … mahallesi 273 ada 23 parsel sayılı 572.89 m2 yüzölçümündeki arsa niteliğindeki taşınmazın, kesinleşen orman sınırları içerisinde kaldığı savı ile tapu kaydının iptal edilerek orman olarak Hazine adına tescili iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın 5841 sayılı Yasaya göre 10 yıllık hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen tahdide dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 3116 sayılı Yasaya göre 10/06/1948 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile daha sonra 3302 sayılı Yasaya göre 24/09/1991 tarihinde ilanı yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu 766 sayılı Yasaya göre 1979 yılında yapılmış, çekişmeli taşınmaz 41 nolu zeytinlik parseli iken oluşturulan tapu kaydına dayanılarak gerçek kişiler adına tespiti yapılmış, daha sonra yapılan imar ve ifraz uygulamasında da 273 ada 23 parsel olmuştur.
Mahkemece, keşif ve uygulama yapıldıktan sonra çekişmeli taşınmazın fen ve uzman orman bilirkişi tarafından orman kadastrosu ve 2/B madde uygulama haritasının yöntemine uygun biçimde yapılan uygulaması sonucunda 3116 sayılı Yasaya göre 1948 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 3302 sayılı yasaya göre 1991 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına göre orman sınırları dışında bırakıldığı, 3573 sayılı Yasaya göre 41 nolu zeytincilik parseli olarak tevzii edildiği, 766 sayılı Yasaya göre 1979 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda zeytincilik tapusuna dayanılarak 2657 parsel numarası ile tapu malikleri adına kadastro tespitinin yapıldığı, bilahare yapılan imar ve ifraz uygulaması ile 273 ada 23 parsel nosu ile davalılar adına tapuya tescil edildiği, keşif sonucu alınan rapor ile saptandığı halde, çekişmeli parselin kadastro tesbitinin askı ilan suretiyle tutanağın kesinleşmesini takiben 5841 sayılı Yasanın 2 nci maddesi ile değişik 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de, çekişmeli parselin kadastro tesbitinin kesinleşmesinden sonra, 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü süreler dolmuşsa da, 5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinde yer alan “İddia ve taşınmazın niteliğine…” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31-77 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, gerekçeli karar 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Gerek 766 sayılı Yasanın 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve bu maddeler özel şahıslar ile Hazine arasında bir ayrım da içermemekteyse de, “Kamu Malı” savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır (Örneğin: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.1987 tarih 1986/3 Esas ve 1987/4 Karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/1-19 E. 2002/97 K.; 09.06.2004 gün ve 2004/1-335 E. 2004/354 K.; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2006 gün ve 2006/4206 – 4268; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 gün ve 2008/1911-3034; 20. Hukuk Dairesinin 03.04.2008 gün ve 2008/1564-5261 sayılı kararları).
Kamu malı kavramıyla ilgili en açık ve ayrıntılı yasal düzenleme, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16. maddesinde yer almakta, bu maddede “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde (madde 641,912) ve 4721 sayılı Türk Medeni Yasasında (madde 715,999) yer verilmektedir. 3402 sayılı Yasanın 16/D maddesi de Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanların, kadastro çalışmaları sırasında ne şekilde işleme tabi tutulacaklarını açıklamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.1988 gün 1988/1-825 E. ve 1988/964 K.; 06.05.1992 gün 1992/1-187 E. ve 1992/295 K.; 24.03.1999 gün ve 1999/1-170 E. 1999167 K.; 22.09.1999 gün ve 1999/1-568 E. 1999/569 K.; 27.02.2002 gün ve 2002/1-19 E. 2002/97 K.; 09.06.2004 gün ve 2004/1-335 E. 2004/354 K.; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2006 gün ve 2006/4206 – 4268; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 gün ve 2008/1911-3034; 20. Hukuk Dairesinin 03.04.2008 gün ve 2008/1564-5261, 27.06.2008 gün ve 2008/4257-9287, 09.10.2008 gün ve 2008/8409- 12530, 20.01.2009 gün ve 2008/15375-519 sayılı kararların da değinildiği üzere, gerek 766 sayılı Yasanın 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Hazine ve Orman Yönetimi tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve özel şahıslar ile Orman Yönetimi ve Hazine arasında bir ayrım da içermemekte ise de, Orman Yönetimi ve Hazine tarafından açılacak bu tür davaların (10) yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı hususu yerleşmiş Yargıtay Kararları ile istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır.
Açıklanan hususlar gözetilerek, mahkemece yargılamaya devam edilip, işin esasına girilerek tarafların sav ve savunmaları ile delilleri sorulup, toplanarak, yazılı ve resmi belgeler doğrultusunda yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama, inceleme ve araştırma sonucu alınacak bilirkişi kurulu raporuna göre tüm delileler ve uygulama birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı … Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 28/11/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.