YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/158
KARAR NO : 2013/1444
KARAR TARİHİ : 18.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi ( Üsküdar 3. Asliye Huk. Mah.)
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı mirasçısı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 1983 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında Yukarı … Köyü, 7253 parsel sayılı 613,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 1744 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması sonucu F-22-d-24-d sayılı orman haritası ile orman tahdit sınırları dışına çıkartıldığı, tapuda tescilli haritasının zemine uygulanması ile Ocak 1955 tarih 193 sıra numaralı tapu kaydı ile tamamını …’ın zilyetliğinde bulunduğu gerekçeleriyle, … oğlu … adına tesbit edilmiştir.
Davacı Hazine tarafından tapulama komisyonuna yapılan itiraz da, tapulama komisyonunun 11.05.1984 tarih ve 1984/164 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
İtirazı reddedilen davacı Hazine Üsküdar Tapulama Mahkemesine sunduğu 20.06.1984 tarihli dilekçeyle, 1744 sayılı Kanun uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi gerektiği gerekçesiyle … lehine yapılan bu tesbite itiraz etmiştir. Üsküdar Tapulama Mahkemesi 24.07.1984 tarih ve 1984/152-155 sayılı kararıyla, nizalı taşınmazın bulunduğu Yukarı … Köyünün 1973 yılında tapulamasının yapıldığı, daha sonra 1744 sayılı Kanuna göre orman sınırları dışına çıkartılması sebebiyle genel müdürlüğün emri ile yeniden tesbitinin yapıldığını, ancak; bunun ikinci tapulama olduğu, ilk yapılan tapulama sırasında nizalı taşınmazın tapulama dışı bırakmak işleminin bir tapulama faaliyeti olduğu ve bu tapulama dışı bırakma işi itiraz edilmeksizin kesinleştiği ve kesinleşen tesbitler yönünden mahkemenin görevsiz olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar … ve bu karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 26.03.1985 tarih 1985/5806 – 3503 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Davacı Hazine vekili, 21.01.1990 havale tarihli dava dilekçesinde, Yukarı … Köyü, 7253 parsel sayılı taşınmazın içinde bulunduğu alanın 3116 sayılı Kanuna göre … Devlet Ormanı olarak tahdid edilerek kesinleştiğini ve 23.11.1944 tarihinde tescil edildiğini, daha sonra davalının murisinin hasımsız olarak Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı dava ile davalı adına olan tapu kaydının yüzölçümünün Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.04.1954 tarih ve 953/462 – 954/59 sayılı kararı ile 82710,00 m² yüzölçümünden 215000,00 m² yüzölçümüne çıkartıldığını, 1972 yılında yapılan tapulama ile dava konusu yer Devlet ormanı sınırları içinde olduğundan aynı yüzölçümüyle tesbit edildiğini ve 6173 parsel numarası verilerek Hazine adına tescil edildiğini, ancak; davalı tarafın tapusu 82710,00 m² olduğu halde Devlet ormanı dışında kalan 102 dönümlük yerin tapu Malikleri adına tesbit ve tescil edildiğini, tapu maliklerine tapuda yazılı olandan daha fazla yerin 1972 yılında yapılan tapulama ile verildiğini ve kesinleştiğini, 1744 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra dava konusu yerin Hazine adına
orman sınırları dışına çıkarıldığını, sonrasında aynı yerde ikinci defa tapulama çalışması yapıldığını ve dava konusu 7253 parselin davalı adına tesbit edildiğini, tesbite yaptıkları itiraz sonucu Üsküdar Tapulama Hâkimliğinin 24.07.1984 tarih 1984/152-155 sayılı kararı ile mahkemenin görevsizliğine karar verildiğini, davalı tarafın tapusunun geçersiz olmakla birlikte tapu miktarından daha fazla yer verildiğini ve taşınmazın sınırında fiilen orman bulunduğunu, tapu hudutlarının genişletilmeye elverişli olduğunu ve tapu miktar fazlasının … Devlet Ormanından çıkarılan yer olduğunu belirterek, Yukarı … Köyü 7253 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.09.1993 tarih ve 1990/1033 -1993/589 sayılı kararıyla dava konusu Yukarı …, … mevkiinde bulunan 7253 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmiş, verilen karar temyiz edilmediği gerekçesiyle de 13.09.1994 tarihinde de kesinleşme şerhi verilmiştir.
Temyiz eden … vekili 12.05.2011 tarihli dilekçesiyle Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.09.1993 tarih ve 1990/1033 -1993/589 sayılı kararında davalı olarak yer alan …’ın müvekkilinin murisi olduğunu, anılan mahkemeye dava açıldığı tarihte müvekkilinin murisi davalı …’ın ölü olduğunu, davanın ölü kişiye karşı açıldığı ve mahkemenin ölü kişi aleyhine açılan davayı usûlsüz olarak ilân yoluyla dava dilekçesi tebliğ ettirip kesinleştirdiği gerekçeleriyle Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.09.1993 tarih ve 1990/1033 -1993/589 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tescile ilişkindir.
Mahkemece, dava dilekçesi davalı … …’a iki kez tebliğe çıkarılmış, ancak her iki tebligatın da tebliğ yapılamadan iade edilmesi üzerine herhangi bir adres araştırması yapılmadan dava dilekçesi davalı … …’a ilânen tebliğ edilmiştir. Ne var ki, iade kararı ile getirtilen nüfus kaydına göre davalı … … dava tarihinden çok önce 18.07.1959 tarihinde vefat ettiği ve mirasçılarına husumetin yaygınlaştırılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu uygulaması, ölü davalı gerçek kişinin mirasçılarının Anayasa ile güvence altına alınan davaya karşı cevap, savunma ve delillerini bildirme imkânının kısıtlanması niteliğindedir.
Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını da içerir. (HMK madde 27)
Tarafların, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkı anayasal bir hak olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.
Anayasanın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, ölü davalının mirasçıları belirlenip davaya dahil edilmeden, delil toplanılması, savunma ve delillerini bildirmelerine olanak verilmeden keşif kararı alınarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu gibi adil yargılanma hakkı ve hukukî dinlenilme hakkına da aykırıdır.
Bir davanın görülmesi için taraf teşkili esastır. Hâkimin bu hususu resen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Mahkeme, tarafların hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak, tarafları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden delilleri toplayıp hükmünü veremez.
Yukarıda açıklanan nedenler ile karar şekli anlamda kesinleşmemiştir. Karara kesinleştirme şerhi … olması, bu hukukî olguyu değiştirmez. Dosya kapsamına göre şekli anlamda kesinleşen bir hükmün varlığının kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca, öncelikle ölü davalının tüm mirasçılarının tereddütte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi için veraset ilâmı çıkartmak üzere davacı vekiline yetki ve süre verilmesi, bu şekilde belirlenen mirasçılara Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak, dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilmek suretiyle husumet mirasçılara yaygınlaştırılarak, dosyada taraf teşkilinin tamamlanması; davada yer alan tüm tarafların savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınması, tarafların iddia ve savunmalarında belirttikleri deliller toplanmalı, Üsküdar Tapulama Mahkemesi 24.07.1984 tarih ve 1984/152-155 sayılı kararının yine mirasçılar tarafından bu dava gibi temyiz edilip edilmediği araştırılarak, temyiz edilmiş ise, sonucu beklenmeli, 5831 sayılı Kanunun 8. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek 4. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde kullanım kadastrosu ve güncelleme çalışmalarının yapılıp yapılmadığı kadastro müdürlüğünden sorularak, yapılmış ise, bu çalışmalarda dava konusu taşınmazın ne gibi işlem gördüğü, hakkında kullanım kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmişse, buna ilişkin bütün tutanak, belge, liste ve askı ilân cetvelleri dosya arasına alınmalı, yine karar tarihinden sonra 26.04.2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak, aynı tarihte yürürlüğe giren, 6831 sayılı Orman Kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2, 2896 ve 3302 sayılı kanunlar ile değişik 2/B maddesi gereğince, nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla düzenlenen, 19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkındaki Kanunun davaya etkisi değerlendirilmeli, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Açıklanan hususlardan özellikle taraf teşkili yöntemince tamamlanmadan, hukukî dinlenilme hakkı gözardı edilerek, davanın taraflarının savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınmadan, Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kısıtlayacak biçimde işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması önemli bir usûl hatası olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mirasçı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 18/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.