YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/898
KARAR NO : 2013/1500
KARAR TARİHİ : 19.02.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 18.06.2010 tarihli dilekçesiyle, tapuda kaydı bulunmayan sınırlarını bildirdiği Kuzgeçe Köyü, Köyüstü Mevkiinde kendi adına kayıtlı dava dışı 817 sayılı parselin güneyinde bulunan 1000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığı, genel kadastroda tapulama harici bırakıldığı, orman sayılan yerlerden olmadığı halde, yörede 123 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 2008 yılında yapılıp 22.12.2009 tarihinde ilân edilen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı, kanuna aykırı bu işlemin iptalini, taşınmazın adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; davalı … Yönetimi tarafından hükmün temyiz edilmesi üzerine Dairece karar bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 07.04.2011 tarih ve 2011/314 E.- 2011/4063 K. sayılı bozma kararında özetle; [” Mahkemece eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla çekişmeli parselin orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, davacının hak sahibi olup olmadığı yöntemince araştırılmamış, davacı çekişmeli taşınmazın Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince adına tescilini istediği halde bu istem hakkında bir karar verilmemiştir.
6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesi gereğince orman kadastrosuna “hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler” de itiraz edebilir. Davacı gerçek kişi tapu kaydına dayanmadığına göre, orman kadastrosu tutanaklarının düzenlendiği 1997 yılından önce 20 yıl sürdürülen davasız (çekişmesiz) aralıksız ve malik sıfatıyla zilyetlikle mümkün olabileceği, ancak, bu tür bir zilyetliğin davacıya orman kadastrosuna itiraz davası açma hakkı (aktif dava ehliyeti) verebileceğinden, kanunda öngörüldüğü üzere “hak sahibi” olup olmadığı, yöntemince araştırılmalıdır.
Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın genel kadastroda hangi nitelikte olduğu için tapulama dışı bırakıldığı, çevresindeki taşınmazların niteliği, taşınmazın niteliklerine zamanaşımı zilyetli yoluyla tescili mümkün olan yerlerden olup olmadığı araştırılmadığı gibi, hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporu çekişmeli taşınmazın ölçekli krokisinin genel arazi kadastro paftasına işlenmesi ve memleket haritasının ölçeklerinin çakıştırılmasına dayanmadığı için hükme dayanak yapılamaz. O halde, mahkemece usûlünce orman araştırması yapılarak, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığının anlaşılması halinde, zilyetlik koşulları araştırılıp, davacının hak sahibi olup olmadığı tereddüte yer bırakmayacak biçimde saptanarak, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Dava aynı zamanda çekişmeli parselin Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre tapuya tescil istemi içerdiği, Kadastro Mahkemesinin görevinin 3402 sayılı Kanunun 24, 25 ve 26. maddesinde düzenlendiği, 3402 sayılı Kanunun 11/1 ve 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddeleri uyarınca süresi içinde açılan kadastro tesbitine itiraz ve orman kadastrosuna itiraz davalarıyla, 3402 sayılı Kanunun 5, 10 ve 27. maddesi hükmüne göre kadastro mahkemesine gönderilen dava ve işlere bakacağı, somut olayda tescil istemi hakkında kadastro mahkemesinin
görevli olmadığı genel mahkemelerin görevli olduğu gözetilerek görevsizliğe karar verilmesi “] gereğine değinilmiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı, davacı yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 830,17 m2 yüzölçümlü taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılmasına, davacının tescil talebi yönünden görevsizliğe karar verilmiş; hüküm davalı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, altı aylık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.
Her nekadar, mahkemece davanın kabulüne ve tescil talebi yönünden görevsizliğe karar verilmiş ise de, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre çekişmeli taşınmazın orman paftasına ve kadastro paftasındaki konumuna göre 4 tarafı ormanla çevrili, 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde açıklanan orman içi açıklık niteliğinde olduğu, gerek 26.05.1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesinde, gerekse; 25.06.1970 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 31.05.1970 gün ve 531 sıra nolu Orman Tahdit ve Tescil Yönetmeliğinin 33/3 ve 19.08.1974 günlü Resmî Gazetede yayımlanan 25.07.1974 tarihli Orman Kadastro Yönetmeliğinin 40/A ve 30.05.1984 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 30/1 ve 02.09.1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/1 ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/a maddesinde “… 6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaççık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıkların orman olarak sınırlandırılacağı”; keza 20.11.2012 tarihli ve 28473 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16/1-i maddesinde de ” Orman içi açıklıkların Devlet ormanı olarak sınırlandırılacağı” öngörülmüştür.
6831 sayılı Kanunun 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 sayılı Kanun, madde: 17/1-2
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.
Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar, özel mülke dönüşüp tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [Y.H.G.K.’nun 10.12.1997 ve gün 1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün 1997/20-808/1039, 08.02.1999 gün 1999/7-22-43, 13.10.1999 gün 1999/8-689-822, 03.04.2002 gün 2002/8-230-261 ve 22.10.2003 gün 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, kanun gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri ve 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16. maddesinin birinci fıkrasının (I) ve (İ) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Mahkemece değinilen yönler gözetilerek davacı gerçek kişinin orman tahdidine itiraza ilişkin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 19.02.2013 günü oy birliği ile karar verildi.