Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/12841 E. 2011/1338 K. 17.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12841
KARAR NO : 2011/1338
KARAR TARİHİ : 17.02.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … Yönetimi, 26.04.2001 tarihli dilekçesiyle, … köyü 107 ada 15 sayılı parselin kısmen yörede 1941 yılında yapılıp kesinleşen oran tahdit içinde kaldığı, tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemenin davanın reddine ilişkin 28.06.2001 gün ve 2001/104-185 sayılı kararı, Orman Yönetiminin temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11.12.2001 gün ve 2001/8625-9634 sayılı kararıyla “dosyada bulunan ilk orman tahditiyle ilgili oran tahdit haritası, aplikasyon ve 2/B uygulamasına ilişkin haritada, kesin hükme konu 73 sayılı parsele ait kroki, eldeki davaya konu 107 ada 5 sayılı parsele ait kroki ile bilirkişilerin tarafından düzenlenen krokilerin tümünün birbirinden farklı ve birbiri ile çelişir nitelikte oldukları, bu nedenle önceki bilirkişiler dışında, serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunmadığı taktirde, orman mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurul aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte ilk orman tahdit, aplikasyon ve 2/B haritaları eski 73, yenileme ile 15 sayılı parsel olan taşınmazın eski ve yeni krokileri, gezici araiz kadastro mahkemesi kararına dayanak teşkil eden krokilerin tümünün sağlıklı biçimde uygulanarak her birinin ayrı renkli kalemlerle işaretli kroki düzenlettirilmesi” gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın KABULÜNE, çekişmeli … 107 ada 15 sayılı parselin bilirkişiler … , … , … ve … Eşe taraından düzenlenen rapor ve krokide (B) ile gösterilen 11745,48 m2 yüzölçmündeki bölümün tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle Hazne adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı gerçek kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1991 ila 1992 yıllarında yapılıp 24.12.1992 tarihinde ilan edilerek 24.06.1993 tarihinde kesinleşen aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanlarda orman kadastrosu ve 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Gür köyünde 1953 yılında yapılan genel kadastroda Molla … Tepesi mevkii 73 parsel sayılı 13100 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Hamide … adına tesbit edilmiş, Orman Yönetimi ve … tarafından tesbite itiraz edildiği, Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 27.06. 1955 gün ve 1954/1915-146 sayılı, çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı ve Hamide … zilyetliğindeyken onun taraından … ’a satıldığının belirlendiği gerekçesiyle, Orman Yönetiminin davasının reddine, …’’un davasının kabulüne ilişkin kararının temyiz edilmeden kesinleştiği, 2859 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan pafta yenilemesi sırasında 13120,75 m2 yüzölçümünde tarla niteliği ve 107 ada 15 sayılı parsel sayısı ile tapuya tescil edilmiştir.
Bozma kararı gereği işlem yapılarak, kesinleşmiş orman kadastro tutanak ve haritalarının, eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi kurulu raporuyla çekişmeli parselin (B) ile gösterilen bölümünün 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman tahditi dışında bırakıldığı, öncesi ve eylemli durumu itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu, çekişmeli taşınmazın yenilemeden önceki 73 parsel sayısı ile orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescili istemiyle açılan davanın, çekişmeli parselin 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman tahditi dışında bırakıldığının belirlendiği gerekçesiyle reddine ilişkin Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 27.06.1955 gün ve 1954/1915-146 sayılı kararının bulunduğu belirlenerek, Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin sözü edilen kararının, çekişmeli parselin 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman tahditinde orman sınırları dışında bırakıldığına ilişkin kesin hüküm oluşturduğu, yörede 4785 sayılı Yasa hükümlerine göre devletleşen orman alanlarının kadastrosunun yapılmadığı sonraki tarihlerde sadece 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan tahditin aplike edilip, 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B Madde uygulaması yapıldığı, çekişmeli parselin 4785 sayılı Yasa hükümlerine göre devletleşen yerlerden olup olmadığını belirlemek için, eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla 107 ada 15 sayılı parselin krokisinde (B) ile gösterilen bölümünün öncesi ve eylemli durumu itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu, başka deyişle 4785 sayılı yasa hükümlerine göre devletleşen yerlerden olduğu belirlenerek, Orman Yönetiminin bu bölüme yönelik davasının kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Ancak, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile getirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” ve 17. maddesi ile eklenen geçici 11. maddesine göre; “bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” hükmü gereğince davalılar aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ve bu nedenle temyiz itirazları yerindeyse de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir. Bu sebeple hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine yönelik iki, üç ve dört numaralı .bentlerin hükümden çıkartılarak bunun yerine iki numaralı bent olarak “6099 sayılı Yasa ile getirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, davalı tarafından yargılama gideri yapılmışsa istek halinde kendisine iadesine” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile getirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesi gereğince, duruşmada kendini avukat ile temsil ettiren Hazine yararına, davalılar aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesine ve harç alınmasına yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 17/02/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.