Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/9310 E. 2011/14537 K. 12.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9310
KARAR NO : 2011/14537
KARAR TARİHİ : 12.12.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, davalı Hazine adına çalılık niteliği ve 14409 m² yüzölçümüyle tapuda kayıtlı olan, … köyü 120 ada 1057 parsel sayılı taşınmazın, babası tarafından kendisine verildiği ve kazandırıcı zamanaşımının yararına oluştuğu iddiasıyla tapusunun iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece taşınmazın iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan davacının tek başına dava açarak adına tescil talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesi gereğince kadastrodan önceki sebeplere dayalı olarak 10 yıl içinde açılan tapu kaydının iptali ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 1744 sayılı Yasaya göre 1975 yılında yapılıp 1979 yılında kesinleşen orman kadastrosu ve 2. madde çalışması vardır. Daha sonra 3302 sayılı Yasaya göre 1996 yılında yapılıp 1997 yılında kesinleşen aplikasyon ve 2/B çalışması bulunmaktadır.
Yörede genel arazi kadastro çalışmaları 29.02.1999 tarihinde yapılıp 05.06.2000 ila 04.07.2000 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi bulunması nedeniyle adına tescili talebi ile bir tek mirasçının dava açamayacağından davanın reddine … verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; 23.08.2003 tarihli dava dilekçesinde tescili istenen taşınmazın … Sarıtaş’a ait olduğunu ve ölmeden önce zilyetliğini kendisine devir ve teslim ettiği iddiasına dayanmış, 23.06.2010 tarihli duruşmadaki imzalı beyanında mirasen kaldığını belirtmiş, davacı vekilince düzenlenen 15.07.2010 tarihli temyiz dilekçesinde de hem muris tarafından ölmeden önce verildiği hem de mirasçılar arasındaki rızai taksim sonucu davacı gerçek kişinin zilyetliğinin başladığı belirtilmiş olması nedeniyle davacının dayandığı hukuki ilişki mahkemece açıklattırılıp tespit edilmemiş, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişki usulünce giderilmemiş, 3402 sayılı Yasanın 14. maddesindeki yasal kısıtlamaya ilişkin olarak usulünce araştırma yapılmamış, tespit bilirkişileri dinlenmemiştir. Yetersiz araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmaz.
Bu nedenle; öncelikle davacı tarafa dava dilekçesi açıklattırılıp, dayandığı hukuki ilişki belirlenmeli, murisin terekesine dahil dava dışı, başka taşınmaz mallar bulunup bulunmadığı araştırılmalı, varsa sözü edilen taşınmazların, kadastro tespit tutanakları ve dayanakları belgeler, davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, daha sonra yöreyi iyi bilen, yaşlı, yansız, yerel bilirkişi ile tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar ile tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde, taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra, mirasçıları arasında az yukarıda açıklanan hukuksal
olgulara göre yöntemine uygun bir paylaşma yapılıp, yapılmadığı, yapılmış ise dava konusu taşınmazın hangi mirasçı ya da mirasçıların miras payına isabet ettiği yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, diğer mirasçı yada mirasçıların, miras payına karşılık kendilerine terekeden ne verildiği duraksamasız belirlenmeli, bu konularda da yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrıntılı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin anlatımları ile tutanak bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde tutanak bilirkişilerinin tümü taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, toplanacak deliller sonucunda çekişmeli taşınmazın muris bırakan tarafından ölmeden önce zilyetliğinin davacıya devir ve teslim edilmediği veya paylaşılmadığının anlaşılması halinde ise davacı taşınmazı kendi adına tescilini dava ettiğine göre ölüm tarihinde tereke el birliği ile mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan ve mirasçılardan biri veya birkaçının zilyetliğinin tüm mirasçılar adına sürdürülmüş sayılacağından, davacının tek başlarına tescil isteyemeyeceği gibi diğer mirasçıların davaya katılımının sağlanması veya miras ortaklığına temsilci tayini yoluyla da davanın yürütülme olanağı bulunmadığından davanın reddine karar verilmelidir.
Davacının paylaşımın veya zilyetliğin muris tarafından ölmeden önce devir ve teslim edilmesinin anlaşılması halinde, belirlenen hukuki ilişki dava tarihinden 20 yıldan fazla süre önce yapılmışsa sadece davacı yönünden, 20 yıldan daha az süre önce yapılmamışsa bu takdirde diğer mirasçılar ile muris yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı Hukuk Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, gerektiğinde tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 Sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı H.Y.U.Y.nun 438. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 12/12/2011 günü oybirliği ile karar verildi.