YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6799
KARAR NO : 2010/10437
KARAR TARİHİ : 13.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05.06.2008 tarih 2008/4625–8296 sayılı bozma kararında özetle: “Mahkemece çekişmeli taşınmazın kendi adına tapuya tescili talebi ile ilgili olarak dava konusu taşınmazın davacı adına tapuda kayıtlı olduğu gerekçesi ile bu talep yönünden davanın reddi yolunda kurulan hüküm doğru ise de, tapu kaydındaki şerhin kaldırılması hususunda yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hükme esas alınan uzman orman fen ve ziraat bilirkişi tarafından düzenlenen raporda yörede 1939 yılında 3116 Sayılı Yasa gereğince yapılan orman kadastro çalışmasında çekişmeli taşınmazın orman sınırları dışında bırakıldığı, 1988 yılında yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamasında ise önceki orman kadastro çalışmasındaki semt açılarının dikkate alınmadığını, bu nedenle bu uygulamada (A) ve (D) harfli 2316.41 m2 ve 976.20 m2’lik bölümlerin orman sınırları dışında, (B) ve (C) harfli 886.75 m2 ve 295.73 m2’lik bölümlerin ise orman sınırları içinde kaldığını açıklayarak 283 ve 284 nolu orman tahdit noktalarını çekişmeli taşınmazın üzerinde göstermişlerdir. Ancak, rapor ekindeki krokiden sözkonusu orman tahdit noktaları başka hiçbir orman tahdit noktası ile bağlantı kurulmadan gösterildiği saptanmış olup, ayrıca düzenlenen krokiden 293 ile 284 nolu orman tahdit noktalarının nereye konulduğu dahi belirlenememiştir. Bu hali ile rapor yetersizdir.
Bu nedenle; mahkemece, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazetede Yayınlanan 6831 Sayılı Orman Yasasına Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Yasanın 2/B maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar göz önünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde
kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı Yönetmelikler ile Teknik İzahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmesi ” gereğine değinilmiştir. Yargılama sırasında dava konusu 154 parsel sayılı taşınmazın 19.03.2008 tarihinde davalı …’a satılmasından sonra dava dosyası ile birleştirilen mahkemenin 2009/57 esas sayılı dava dosyası ile davacı hazine tarafından … aleyhine 154 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte etrafı çit çevrilerek kullanılan ve kadastro sırasında tespit harici bırakılan yaklaşık 5000 m2’lik taşınmazın orman tahdit sınırları içinde orman sayılan yerlerden olduğu bildirilerek 154 parselin tapu kaydının iptali ile etrafı tel örgü ile çevrilen kısımla birlikte orman vasfı ile hazine adına tapuya tescili talebiyle dava açılmıştır. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davacı … tarafından açılan çekişmeli 154 parsel üzerindeki şerhin silinmesine ilişkin davanın reddine, Hazinenin davasının kabulü ile 154 parselin tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, 154 parselin bitişiğinde bulunan ve 13.09.2005 tarihli krokili raporda (C) ile gösterilen 295,73 m2 ve (D) ile gösterilen 976,20 m2’lik kısımların orman vasfı ile hazine adına tapuya tesciline, davalı …’ın vaki el atmasının önlenmesine karar verilmiş; hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydındaki şerhin kaldırılması ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil istemine ilişkindir .
Yörede, 3116 Sayılı Yasaya göre 1939 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile 1988 yılında yapılan aplikasyon ve 3302 Sayılı Yasa ile değişik 2/B madde uygulaması çalışması bulunmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede genel arazi kadastrosu 1958 yılında yapılmış ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1939 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda dava konusu taşınmaz orman sınırları içinde bırakılmış, 1988 yılında yapılan ve 23.12.1988 tarihinde kesinleşen aplikasyon işlemi sırasında da yine orman sınırları içinde gösterilmiş,1958 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise taşınmazın, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde olduğu gözönünde bulundurulmadan, hata sonucu ikinci kere kadastrosu yapılarak kişiler adlarına özel mülk olarak tesbit ve yolsuz olarak tescil edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman orman ve fen bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, taşınmaz daha önce yapılan orman kadastrosunun sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı
ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı gerçek kişiye yükletilmesine 13/09/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.