Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/12189 E. 2011/11158 K. 06.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12189
KARAR NO : 2011/11158
KARAR TARİHİ : 06.10.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … davalılardan … ve arkadaşları vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
1965 yılında yapılan kadastro sırasında … köyü 657 parsel sayılı 147.400 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, Ağustos 1958 tarih 17 sıra nolu tapu kaydı ve Eylül 1952 tarih 24 sıra nolu tapu kaydı uygulanarak tarla niteliği ile … ve … adlarına tespit edilmiş, itirazsız 24.01.1967 tarihinde kesinleşmiş, daha sonra satış ve intikaller yoluyla davalılara geçmiştir.
Davacı … 15.06.2007 tarihli dilekçe ile; 657 parselin 3116 tahdidi içinde iken daha sonra 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, tapu kaydının iptal edilerek Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, genel arazi kadastrosunun 24.01.1967 tarihinde kesinleştiği, 14.03.2009 tarihli Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesi ile Hazine tarafından açılan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … davalılardan … ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen 2/B madde alanında kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 16.06.1948 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 17.08.1982, 21.11.1985 ve 12.04.1989 tarihlerinde ilan edilerek kesinleşen sınırlaması yapılmamış yerlerde orman kadastrosu, tüm ormanlarda aplikasyon ve orman rejimi dışına çıkarma işlemleri vardır.
1) Mahkeme hükmü ve Hazinenin temyiz dilekçesi davalılardan … ve arkadaşlarına 10.11.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise, 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 432. maddesinde öngörülen 15 günlük yasal süre geçirildikten sonra … ve arkadaşları vekili tarafından 04.12.2009 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da bu yolda karar verilebileceğinden, süresinden sonra yapılan temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2) Davacı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece keşif ve orman araştırması yapılmadan 14.03.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle yapılan değişiklik uyarınca 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesi ile Hazine tarafından açılan davanın reddine karar verilmiş ise de; 5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinde yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine…” ibaresi ile geçici 10. maddesi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31-2011/77 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 23 Temmuz 2011 gün 28003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Gerek 766 sayılı Yasanın 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve bu maddeler özel şahıslar ile Hazine arasında bir ayrımda içermemekteyse de, “Kamu Malı” savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır. (Örneğin: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.1987 tarih 1986/3 Esas ve 1987/4 Karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/1-19 E. 2002/97 K.; 09.06.2004 gün ve 2004/1-335 E. 2004/354 K.; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2006 gün ve 2006/4206 – 4268; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 gün ve 2008/1911-3034; 20. Hukuk Dairesinin 03.04.2008 gün ve 2008/1564-5261 sayılı kararları). Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinde de kamu mallarında 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Kaldı ki; somut olayda, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinin uygulanma olanağı da bulunmamaktadır. Çünkü; Hazine, çekişmeli taşınmazın 16.06.1948 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile 1965 yılında ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturduğu ve taşınmazın kadastro tespit tarihinden sonra Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı iddiasıyla temyize konu davayı açmıştır. Davacı; genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, kadastrodan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığı gibi 766 sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince de ikinci kadastro yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmaz ve T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince tapu sicili hiç bir süreye bağlı kalınmadan her zaman iptal edilebilir. Baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydı, davalılara hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı gibi, başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararı da yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (izhari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hükümdür. Kaldı ki; bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralı da uygulanamaz. Davalıların taşınmazın niteliğini görmeden satın almalarının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olmayacağından, davalılar tapuya güven ve iyi niyet kurallarından faydalanamazlar.
Mahkemece açıklanan konular gözetilerek davanın esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: 1) Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalılardan … ve arkadaşlarının temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine
2) Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 06/10/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.