YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8572
KARAR NO : 2009/10104
KARAR TARİHİ : 30.09.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.12.2008 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın görev yönünden reddine dair verilen 16.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 8636 ada 2 parselde paydaş olduğunu, diğer paydaş Belediyenin bedelinin ödenmesi halinde payını kendisine devredeceğini bildirdiğini, bedelin ödenmesine rağmen tapuda işlem yapılmadığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacının ödediği bedelin taşınmazın tapu kaydındaki ipoteğin terkini için ödenen bedel olduğunu, ayrıca belediyenin davacıya payını tahsis etmediğini savunmuştur.
Mahkemece, 10.08.2007 tarihli Encümen Kararı gereğince 2981 sayılı Kanuna göre tahsis ve tescilleri yapılan taşınmaz maliklerinden kayıttaki ipoteğin kaldırılması için istenen bedelin davacı tarafından ödendiği, belediye payının tahsisine ilişkin bir ödemenin bulunmadığı, anılan encümen kararına göre tapu iptali ve tescil istendiğinden bu encümen kararına karşı ancak idari yargıda dava açılacağı belirtilerek idari yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir.
Bilindiği gibi, 2577 sayılı İdare Yargılama Usulü Kanunu’nun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2.maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisi açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak gösterilmiş, yargı yetkisinin sınırı ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiştir.
Görülüyor ki, idari davaların türleri ve yargı yetkisinin sınırları belirtilirken idare mahkemelerin yerindelik denetimi yapacağından söz edilmiş, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayarak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar vereceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir.
Davaya konu olayda bir idari işleme dayanılarak tapu iptali ve tescil istenmektedir. Tapu iptali ve tescil taşınmaz mülkiyetini tümden değiştireceğinden sonuçta davanın kabulü tapu sicilinde de köklü bir değişiklik yapılmasını gerektirecektir. Gerek Tapu Kanunu gerekse Türk Medeni Kanunu ve gerekse mülkiyet sağlayıcı diğer yasa hükümleri uygulanırken meydana gelen hak kayıpları adli yargı yerlerinde düzeltilir.
Yapılan tüm bu açıklamalar karşısında davaya konu parselin mülkiyet hanesinde değişiklik yaratacak bir istem ileri sürüldüğüne, encümen kararının yerindeliğinin denetlenmesi istenmediğine göre davaya bakma adli yargının görevindedir. Mahkemece, taraf delillerine göre işin esası hakkında karar verilecek yerde yanılgılı takdir ile yazılı olduğu biçimde karar verilmesi doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 30.09.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.