YARGITAY KARARI
DAİRE : 18. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10662
KARAR NO : 2013/5397
KARAR TARİHİ : 02.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde, vakfın dağılmasına karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı … Genel Müdürlüğü vekili dilekçesinde; davalı 68’liler Birliği Vakfının, gayesini gerçekleştirmek için herhangi bir mal varlığının bulunmadığı ve bu haliyle amaçlarını gerçekleştirmesinin imkansız hale geldiği yapılan teftiş sonunda düzenlenen müfettiş raporu ile tespit edildiği ileri sürülerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 116/1. ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 7. ve 30. maddeleri uyarınca dağılmasına karar verilmesi istenilmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu 68’liler Birliği Vakfı, Beyoğlu 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/271 E.-293 K. sayılı ilamıyla tescil edilerek faaliyete geçmiş ve senedinin 3. ve 4. maddelerinde amacı “68 kuşağını oluşturanların ve dostlarının sosyal, kültürel dayanışmasını ve birliğini amaçlamak, üyelerin bir araya gelebileceği sosyal, kültürel, eğitsel, sanatsal, sportif, sağlık gereksinimlerini karşılayabilecek nitelikte eğitim ve kültür merkezleri, lokaller, gençlik merkezleri, kulüpler vb. birimler açmak, amacına uygun olarak bilimsel araştırmalar yapan enstitü ve akademi gibi çalışma merkezleri kurmak, amaçları doğrultusunda yazılı, basılı, görsel, süreli ve süresiz yayın faaliyetleri için basım ve yayım merkezleri kurmak, bu amaçlar için gerekli yayınları çıkarmak, konferanslar, paneller, açık oturumlar, sempozyumlar, sergiler, yarışmalar düzenleyerek amaçlarına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden her türden etkinliklere katılmak ya da yapmak” şeklinde belirlenmiş ve vakıf bu amaçlarını gerçekleştirmek için 1992 yılında 130 TL nakdi sermaye ile kurulmuştur. Davalı vakfın denetime tabi tutulduğu 2005-2007 yılları arasında amacını gerçekleştirmek için bazı faaliyetlerde bulunmuş ise de bu yılları borçla kapattığı, bunun dışında menkul veya gayrimenkul herhangi bir malının bulunmadığı, vakıf senedi, inceleme raporları ile birlikte tüm dosya içindeki belgelerin incelenmesinden anlaşılmakta, esasen vakıf da yaptığı savunmalarında bu durumu kabul etmektedir.
Davalı vakıf, 743 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmuş ve kurulduğu zamanda yürürlükte bulunan bu Yasanın 73.maddesinde, vakıf, başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde de gerçek ve tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlanmış 101.maddedeki tanımdan da anlaşılacağı gibi, vakfın kurulmasının sadece mal ve hakların özgülenmesiyle değil, “yeterli” mal ve hakların özgülenmesiyle olacağı vurgulanmış, yine vakfın tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olması niteliği de vakfın tanımında bir unsur olarak belirlenmiştir.
Bu tanımlamalara göre vakfın üç önemli unsuru taşıması gerekli olup bunlardan birincisi, vakfı yapan kimse ve bunun irade beyanı; ikincisi ve en önemlisi vakfın konusunu teşkil eden mal; üçüncü unsur ise vakfın temin edeceği fayda ve bundan yararlanacaklar olarak ifade etmek mümkündür. Bu üç unsurun bulunmadığı hallerde hukuken bir vakıftan söz etmek imkansızdır. Bir vakfın kuruluş aşamasında sahip olduğu koşulları sonradan kaybetmesi onun dağılması sonucunu doğuracağında şüphe yoktur. Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, bir vakfın, amaçlarını gerçekleştirmesi onun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde ve sürekli olarak gayesine özgülenmiş bir mal veya hakka sahip olmasıyla mümkün bulunup sürekliliği ve bunu sağlayacak herhangi bir hukuki alt yapıya sahip olmayan yardım veya hayır kuruluşunu vakıf saymak imkansızdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun vakfın nihayete ermesi başlığını taşıyan 116. maddesinde, amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakfın kendiliğinden sona ereceği ve mahkeme kararıyla sicilden silineceği hükmü yer almaktadır. Yasada vakfın dağılmış olması kendiliğinden gerçekleşecek bir olgu olarak gösterilmiş ise de, uygulamada bu hususun mahkeme kararına bağlanması aranmaktadır. Yasanın bu hükmünün, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8. maddesinin 2. fıkrasıyla birlikte değerlendirildiğinde kamu düzenine ilişkin bulunduğu şüphesizdir.
Yukarıda da etraflıca değinildiği üzere, 68’liler Birliği Vakfı müfettiş raporlarına göre herhangi bir mal varlığına sahip olmadığı gibi denetim yılı itibariyle borca batık durumdadır. Dava açıldıktan sonra vakfın dağılmasını önlemek için bir miktar bağış ve yardım toplaması bu özelliğini değiştirmeye yetmeyeceği gibi somut olayda böyle bir durum da yaşanmamıştır. Bir başka deyişle, bir vakfın hukuki varlığını ve işlevlerini sürdürmesi, başkalarının insaf ve merhametine bağlı bulunan bağış veya yardımlarla sağlanamaz. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarında, vakfın ekonomik gücünün, amacın gerçekleşmesine imkan vermeyecek bir düzeyde olduğunun anlaşılması halinde dahi dağılması için yeterli görüldüğünden, amaçlarını gerçekleştirmek için özgülenmiş hiçbir mala ve hakka sahip olmayan davalı vakfın dağılmasına (sona ermesine) ve kaydının sicilden silinmesine karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.