YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3256
KARAR NO : 2022/6414
KARAR TARİHİ : 05.10.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tapu iptali ve terkin istemli dava sonunda Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 10.11.2016 tarihli ve 2015/63 Esas ve 2016/288 Karar sayılı karar, yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı Hazine dava dilekçesinde, 406 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 31,34 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek dava konusu taşınmazın 31,34 m2’lik kısmının tapusunun iptali ile kıyı olarak terkinine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadığını, dava konusu yerin kamulaştırılacağını, kaldı ki davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 28.02.2012 havale tarihli rapor ve ekindeki krokide kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan ve A harfi ile gösterilen 22,27 m2’lik kısmın tapu kaydının iptali ile bu kısmın kıyı olarak terkinine; B harfi ile gösterilen 22,43 m2’lik kısım kıyı kenar çizgisi dışında kaldığından bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde taraflar tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 09/07/2014 tarihli ve 2014/10664 Esas 2014/14549 Karar sayılı kararı ile; “…Mahkemece, dava konusu taşınmazın 22,57 m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme, hüküm vermeye ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli bulunmamaktadır…Somut olayda; Kocaeli Şehir ve Çevrecilik İl Müdürlüğü’nün 29.12.2011 havale tarihli yazısında, dava konusu yerin 23.6.1994 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve kıyı kenar çizgisi paftası ve paftaya ait belgeler dışında kıyı kenar çizgisinin kesinleşip kesinleşmediğine dair belgeye rastlanmadığı bildirilmiştir. Bu durumda; ilgililere bizzat bildirim yapılmadığı için kıyı-kenar çizgisinin kesinleşmediği ve bağlayıcılık niteliği kazanmadığı açıktır. O halde, 3621 sayılı Yasa’nın 9. maddesine göre üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerekirken, bağlayıcılık niteliği taşımayan ve delil olarak istifade edilmesi gereken kıyı-kenar çizgisi esas alınarak düzenlenen 28.02.2012 havale tarihli teknik bilirkişi raporunun yeterli bulunması ve rapora dayanılarak hüküm kurulması isabetli değildir. Mahkemece; yeniden yapılacak keşifte 3621 sayılı Yasa’nın 9. maddesine ve 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif icra edilmesi ve kıyı kenar çizgisi araştırmasının yapılması, idare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisine ilişkin krokinin uzman bilirkişilerce uygulanması, mahkemenin bu çizilen kıyı kenar çizgisi krokisi ile bağlı olmayıp, bizzat bilirkişi kurulu aracılığıyla kıyı kenar çizgisini belirlemeye yetkili olduğunun gözetilmesi, raporda kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın renkli olarak belirtilmesi; ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa’nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’nın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi, Mahkemenin bu konudaki görüşünün ortaya konulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 10.11.2016 tarihli ve 2015/63 Esas ve 2016/288 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle, 24.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda dava açıldıktan sonra gerçekleştirilen köprü yapım çalışmaları nedeniyle parsel çevresinde oluşan durum dikkate alınarak kıyı kenar çizgisinin kendileri tarafından revize edildiğinin belirtildiğini ve dava konusu parsel revize edilen kıyı kenar çizgisi dışına bırakıldığını, dava konusu taşınmazın 22,57 m2’lik kısmı dava açıldığı tarihte kıyı kenar çizgisi kapsamında kalmakta iken bilirkişilerin dava tarihinden sonra yeni kıyı kenar çizgisi oluşturarak taşınmazın tamamını kıyı kenar çizgisi kapsamı dışına çıkarttığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca tapu iptali ile terkini istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Anayasa’nın 43 ve 3621 sayılı Kıyı Yasası’nın 5 inci maddesine göre kıyılar; Devlet’in hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmakta, öncelikle kamu yararı gözetilir. 4 üncü madde hükmüne göre Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi, Kıyı Kenar çizgisi: Kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınır, kıyı ise: kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alandır. TMK’nin 999 uncu maddesine göre de; özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz, tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.
6.2.2. Uyuşmazlığın bu niteliğine göre, öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde idarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi var ise, buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritasının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gerekir.
6.2.3. İdarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa; adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4 üncü maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanunun 5 inci ve 9 uncu maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak, Kanun’un 9/2 maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla, keşif yapılarak açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken, varsa idarenin önceden kıyı kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
6.2.4. İdarenin kıyı kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle, mahkemece kıyı kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık ek rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek, uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Somut olayda, Mahkemece, dava konusu taşınmazın keşfen saptanan kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı kabul edilmek suretiyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş ise de; bozma kararı uyarınca yapılan keşifte taşınmazda gözlem çukurları açılmadığı, çukurlardan alınan verilerin analize gönderilmediği, bu hali ile eksik araştırma ve inceleme ile yetinildiği anlaşılmaktadır.
6.3.2. Hal böyle olunca, üç kişilik jeoloji mühendisinden oluşturulacak yeni bir uzman bilirkişi kurulu, tapu fen memuru ve ziraat mühendisi aracılığıyla, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin toprak analizinin yaptırılması, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı kenar çizgisine ilişkin durumunun araştırılması, komşu parsellere yönelik açıldığı anlaşılan dava dosyaları da tespit edilerek dosya kapsamına alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Anılan yönler gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
V. SONUÇ:
Davacı vekilinin (V/6.3.) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3 üncü maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428 nci maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.