Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2007/7918 E. 2007/8248 K. 26.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/7918
KARAR NO : 2007/8248
KARAR TARİHİ : 26.06.2007

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 4.1.2006 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 10.4.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, yol genişletme çalışmaları sırasında adına kayıtlı 4 parsel numaralı taşınmaz ve kadim arka yapılan elatmanın önlenmesi ve tazminat isteğinde bulunmuş, yapılan yargılama sonucu verilen karar tarafların temyizi üzerine dairemizin 14.11.2006 tarih 2006/10791 E. 2006/13044 K. Sayılı ilamı ile; davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, davalının temyiz itirazlarının ise, dava konusu arkın kadim ark olmadığı sabit olduğundan bu yöne ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; “Davanın kısmen kabulü ile, elatmanın önlenmesi ve tazminata ilişkin mahkememize ait 2006/726 sayılı kararı onanarak kesinleştiğinden bu hususlarda tekrar karar vermeye yer olmadığına…”şeklinde hüküm kurulmuştur.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK’nun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK’nun 381. maddesi; kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Yargıtay’ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir. ( Hukuk Genel Kurulu’nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı ve 10.9.1991 gün 281-415 sayılı ve 25.9.1991 gün 355-440 sayıl, 2005/191-144 sayılı kararları ).
Somut olayda da; hükümde atıf yapılan yerel mahkemenin 11.7.2006 tarih 2006/14 E. 2006/726 K. Sayılı kararı, Dairemizin 14.11.2006 tarihli kararı ile ortadan kalkmıştır. Mahkemece HUMK’nun 388. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi açıklanan nedenle doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının açıklanan nedenle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 26.6.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.