YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2976
KARAR NO : 2007/7738
KARAR TARİHİ : 19.06.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 4.8.2004 gününde verilen dilekçeler ile ve birleştirilen dosyada meraya elatmanın önlenmesi ve tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kesin hüküm sebebi ile reddine dair verilen 17.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olanan 19.6.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı kendi köyleri ile davalı köye ait yayla sınırının belirlenerek muarazanın önlenmesi ve mahallinde yapılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile saptanan zararın karşılığı olmak üzere 12.000 YTL taziminatın 1.7.2004 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili isteğinde bulunmuştur.
Birleştirilen davada ise; dava konusu yerin kadim meraları olduğunu belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, her iki köy arasında nizalı yerle ilgili olarak daha önce yapılan yargılama sonucu verilen Sulh Hukuk Mahkemesinin 1955/149-1957/195 Karar sayılı ilamının kesin hüküm niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava ve birleşen davanın kesin hüküm sebebi ile reddine karar verilmiş olup hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükmü karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde Hukuk Yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılmaması amacı güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK.nun 237. maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması
2-Dava sebebinin, yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Ve davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Yukarıda açıklananlar doğrultusunda somut olaya dönüldüğünde;
Dava, her iki köy arasındaki yayla (mera) sınırının tespiti ve tazminat, birleştirilen dava ise kadim yararlanma hakkına dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.Kesin hükme esas alınan Çıldır Sulh Hukuk mahkemesinin 1955/149 E. 1957/195 K. Sayılı dosyasındaki istem ise; her iki köy arasındaki idari sınırın tespiti ile yararlanma hakkına elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Anılan dosyada mahkemece her iki köye ait hudutnameler esas alınarak davalının, davacı köy sınırları içerisinde kalan meraya müdahelede bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Eldeki davadaki istem ise; sınır tespiti, muarazanın giderilmesi ve tazminat, birleştirilen dava kadim yararlanma hakkına dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Belirtilen nedenle, … Sulh Hukuk Mahkemesindeki dava ile eldeki davanın dayandığı sebepler ve konuları birbirinden farklı olup yasal koşulları oluşmadığı halde davanın kesin hüküm sebebi ile reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Yargılamanın yenilenmesi isteği ile açılan dava taraf köy temsilcilerinin yaptığı sulh sözleşmesi ile sonuçlandırılmış olup meraların mülkiyeti Hazineye yararlanma hakkı ise tahsis yada kadim yararlanma durumuna göre bulunduğu yer halkına aittir. Dolayısıyla köy tüzel kişiliklerinin yararlanma hakkına dayanarak yaptıkları sulh sözleşmesinin de geçerli ve bağlayıcı olduğu düşünülemez.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş yada kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı…”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye yada sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim yada muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak yada kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Mahkemece açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak araştırma ve inceleme ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 500,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 19.6.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.