Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/12507 E. 2009/13539 K. 26.11.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/12507
KARAR NO : 2009/13539
KARAR TARİHİ : 26.11.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : … VD.

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 18.06.2007 ve 07.03.2008 gününde verilen dilekçeler ile 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali ve iptale konu yerin kendi taşınmazlarına eklenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; kesin hüküm nedeniyle davanın reddine dair verilen 26.02.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacılar ayrı ayrı açtıkları ve birleştirilerek yargılaması yapılan davalarında davalıya ait 200 parsel sayılı taşınmazda 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca yapılan 26.09.2000 tarihli düzeltme işleminin iptalini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece taraflar arasında daha önce görülen Ordu 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/263 – 2002/193 sayılı davanın kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş, hükmü davacılar temyiz etmişlerdir.
Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işleminin iptali isteğine ilişkindir.
5304 Sayılı Kanunun 9.maddesi ile yapılan değişiklikten sonra anılan madde;
“Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir.
Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda
./..
2009/12507 – 13539 – 2 –

sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.
Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine Kadastro Müdürlükleri yetkilidir” şeklinde düzenlenmiştir.
Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Türk Medeni Kanununun 719. ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddeleri uyarınca harita ve krokisi kapsamı ile değer verilir. Harita ve krokiden diğer bir ifade ile mülkiyet hakkının kapsamından maksat sınır çizgileri değil haritanın gerçek ölçü değerleridir. 41. madde ile mülkiyet hakkının yatay kapsamının belirlenmesi ve taşınmazı komşu taşınmazlardan ayıran, ferdileştirilmesini sağlayan harita ve planlarda yapılan ölçü, sınırlandırma, tersimat veya hesaplama hatalarının düzeltilmesi amaçlanmıştır. Yapılacak düzeltme ile mülkiyet aktarımına neden olunmamaktadır. Kuşkusuz, mülkiyet aktarımına neden olan hatalar için çözüm açılacak tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kadastro müdürlüğünün re’sen veya ilgililerin başvurusu üzerine yapacağı açıklanan düzeltme işlemlerini ilgililere tebliğinden sonra, ilgililerin sulh hukuk mahkemesine 30 gün içinde açacakları davada, düzeltme işlemi yararına olan kişi ya da kişiler hasım gösterilerek işlemin iptali istenebilir. Düzeltme işleminin kadastro müdürlüğünce re’sen yapıldığı durumlarda müdürlüğe karşı da dava yöneltilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta; davacılar davalıya ait 200 parsel sayılı taşınmazda yapılan 26.09.2000 tarihli düzeltme işleminin iptalini istemektedirler. İsteklerinin dayanağı ise düzeltmeye konu yerin kendi taşınmazlarına eklenmesi gerekirken tersimat hatasının giderilmesinde hata yapılarak davalı taşınmazına eklendiği hususu oluşturmaktadır. Mahkemece, taraflar arasında daha önce görülen Ordu 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 2001/263 Esas, 2002/193 Karar sayılı elatmanın önlenmesi davasının eldeki dava açısından kesin hüküm oluşturduğu kabul edilmiştir.
Bilindiği gibi, hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükme karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde hukuk yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılamaması amacını güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK’nun 237. maddesinde düzenlenmiştir.
./..
2009/12507 – 13539 – 3 –

Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için;
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması,
2-Dava sebebinin yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Mahkemenin kesin hükme dayanak yaptığı davada davacı … ve arkadaşları davalı …’nun 200 parsel sayılı taşınmaza elatmasının önlenmesi isteğinde bulunmuştur. Davanın kabulüne dair verilen karar da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Yukarıda da değinildiği gibi elatmanın önlenmesi davasının eldeki davaya kesin hüküm oluşturabilmesi için talep sonucunun, dayanılan vakıaların ve tarafların aynı olması gerekmektedir. Kesin hükme konu davada eldeki davanın davalısı dışında başka davacılar bulunduğu gibi yine eldeki davanın davacısı … … da o davada taraf değildir. Ayrıca, 3402 sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca kadastro müdürlüğünün yaptığı düzeltme işleminin iptali ile elatmanın önlenmesi davasında vakıalar aynı olmadığı gibi talep sonucu da aynı değildir. Kısaca söylemek gerekirse elatmanın önlenmesi davası bu davadaki istem açısından kesin hüküm oluşturmayacağından, mahkemece aynı kanunun 41. maddesine ilişkin yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda inceleme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken davanın kesin hüküm nedeniyle reddi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 26.11.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.