Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/6234 E. 2022/5219 K. 08.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6234
KARAR NO : 2022/5219
KARAR TARİHİ : 08.11.2022

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Boğazlıyan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tük. Mahk. Sıf.)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekilince istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkilinin, 2009 yılında, davalıya ev inşaatı için sözlü olarak anlaştıklarını, bu anlaşmaya göre ev inşaatının davalı tarafından anahtar teslim olarak yapılacağını, balkon altı, bodrum, ıslak zeminler, laminat parkeler, çelik kapı, pencere vs. hususların tamamen davalı tarafından yapılacağının kararlaştırıldığını, bu tarihlerde davacının 75 yaşında, ciddi sağlık sorunları bulunan ve okuma yazma bilmeyen bir kişi olduğunu, tarafların sözlü anlaşmasından sonra davacının davalıya 15.000,00 TL ödeme yaptığını, davalının inşaata başlamadığını, bilahare yazılı sözleşme yapılması gerektiğini söyleyerek müvekkilin imzasını boş kâğıda aldığını, daha sonra sözleşme içeriğini doldurduğunu, sözleşmeye çelişkili, izaha muhtaç hususlar yazdığını, yazılı sözleşmenin belirsiz, anlaşılamayan bir halde düzenlendiğini, bu sözleşme içeriğine göre 15.000,00 TL ödeme ile iki parselin devrini kabul ettiklerini, diğer hususları kabul etmediklerini, oysa 574 nolu parseli davalının yoğun talepleri nedeniyle davalının kardeşine devretmek zorunda kaldıklarını, bu parselin iş bitiminde devredilmesi gerekirken davalıların hileli yolla parseli devraldıklarını, davalının inşaatı gereğince yapmadığını, eksik bıraktığını, bilahare 20.000,00 TL, 8.000,00 TL, 5.000,00 TL olmak üzere toplam 33.000,00 TL daha ödeme aldığını, bunların yerine 572 nolu parselden vazgeçeceğini beyanla müvekkilini kandırdığını belirterek icra yoluyla haksız olarak davalıya geçen 571, 573, 575 nolu parsellerin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, ayrıca şimdilik fazladan ödenen 10.000,00 – TL’nin yasal faizi ile birlikte istirdadını, bu talep kabul görmez ise 10.000,00 – TL nin davalıdan istirdadını, müvekkilin davalıya borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, davacı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Karar Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca oy çokluğuyla onanmıştır.
Aşağıda açıklanan nedenlerle Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, mahkeme kararının onanması yönündeki kararına katılmıyorum
Dava; eser sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil ile alacak olmadığı takdirde menfi tespit ve istirdat talepli terditli davadır.
Uyuşmazlık, davacının sözleşme yapılırken serbest iradesinin fesada uğratıldığı iddiasının araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşumu veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir. Bu tanım geniş anlamda irade bozukluğunu ifade etmektedir. Aslında dar ve teknik anlamda irade bozukluğu yalnız işlem iradesinin oluşumu safhasında ortaya çıkan bozukluklarla ilgilidir. Oysa geniş anlamda irade bozukluğunun içine irade beyanındaki bozukluklar da girmektedir. Öğreti ve uygulamada irade bozukluğu kavramı geniş anlamda kullanılmaktadır (Fikret Eren – Borçlar Hukuku Genel Hükümler – Ankara 2019 – 24. Baskı Sayfa 422 vd.)
Türk Borçlar Kanununa göre iradeyi bozan sebepler yanılma, aldatma ve korkutma olmak üzere üçe ayrılmaktadır. İradenin fesada uğratılması halleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 28 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
TBK’ nın 30. maddesine göre;
‘’Madde 30 – Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz’’.
Aynı Kanunun 31. maddesinde esaslı yanılma halleri düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
‘’Madde 31 – Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir’’.
Aldatma TBK’ nın 36. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
‘’Madde 36 – Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir’’.
Korkutma, TBK’ nın 37. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
‘’Madde 37 – Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür’’.
Korkutmanın koşulları TBK’ nın 38. maddesinde açıklanmıştır. Bu maddeye göre;
‘’Madde 38 – Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.”
İrade bozukluğunun giderilmesi ise TBK’ nın 39. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
‘’Madde 39 – Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz’’.
TBK’ nın 28. maddesinde aşırı yararlanma konusu (gabin) düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
‘’Madde 28 – Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir’’.
TBK’ nın 28. maddesi 818 sayılı Borçlar Kanunun 21. maddesini karşılamaktadır. 818. Sayılı BK’ nun 21. maddesindeki “Gabin” kenar başlığı TBK’ nın 28. maddesinde “Aşırı Yararlanma” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma durumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteme yanında sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır.
Gabin sözlükte “Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma, edimler arasında açık oransızlık” olarak tarif edilmiştir (TDK Türkçe Sözlük – 2011).
Borçlar Kanunu aşırı yararlanmayı bir irade bozukluğu hali olarak öngörmemiştir. Bu nedenle, aşırı yararlanma irade bozukluğu sebepleri arasında değil sözleşmenin kurulması (akdin inikadı) ile ilgili hükümler arasında düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı yararlanma sözleşmenin kurucu unsurlarıyla ilgili bir kurumdur.
Borçlar Hukukunda sözleşmeler alanında yer alan en önemli temel ilkelerden birisi de sözleşme özgürlüğüdür. Sözleşme özgürlüğü, tarafların diledikleri koşullarda sözleşme yapabilme özgürlüğünü de kapsar. Bunun sonucu olarak, taraflar sözleşmenin koşullarını ve karşılıklı olarak edimlerini diledikleri gibi belirleyebilirler. Ancak tarafların bu koşulları ve karşılıklı edimleri tayin ederlerken, diğer tarafın içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanılmış, bu olumsuz koşullar nedeniyle bir taraf haksız yararlar temin etmişse, buna rağmen sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmek adalet duygularını sarsabilir. İşte aşırı yararlanma denilen kurum bu amaçla kabul edilmiştir. Aşırı yararlanma, taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların, diğer tarafın sömürülmesini ve dolayısıyla aşırı yararlanılmasını engelleyen bir hukuksal koruma yoludur” (Ahmet Kılıçoğlu – Borçlar Hukuku Genel Hükümler – 2012 – Sayfa 215).
Öğretide ve yargısal kararlardaki hakim görüş nazara alınarak yanılma, aldatma ve korkutma gibi iradenin fesada uğratıldığı hallerde olduğu gibi aşırı yararlanma (sömürme, gabin) halini de iradenin hükümsüzlüğü gibi değerlendirmek gerekmektedir.
Somut olayda, taraflar arasında 5.8.2009 tarihli adi yazılı bir eser sözleşmesi düzenlenmiştir. Davacı, davanın en başından beri 80 yaşlarında, görme sorunu olan, okuma yazması oldukça kıt yaşlı bir insan olduğunu, davalının hileli yollarla sözleşme yaptırdığı esnada içeriğini bilmediğini, kendisine okunmayan bir sözleşmeye imza atmak zorunda kaldığını, davalının ısrarla ve adeta baskı ile bu sözleşmeden kimseye bahsetmemesi hususunda telkinlerde bulunduğunu, işin başlangıcından itibaren iyi niyetli davranmadığını, taraflar arasında ihtilaf konusu olmayan ödemelerin bile davalı tarafından adeta inkar edilerek icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın hazırladığı içeriği anlatılmadan imzalatılan sözleşmede dahi davacının 15.000. – TL ödeme yaptığının net olduğunu, yine 574 nolu parselin davalıya devredildiğini, bu devrin icra takibinden önce yapıldığının resmi belgelerle sabit olduğunu, davalı tarafın bu ödemeleri dahi yok sayarak icra takibi başlattığını, takipten önce 3 parça halinde davalıya 33.000. – TL daha ödeme yaptığını, bu ödemeler için herhangi bir belge verilmediği için yazılı belge sunulamadığını, icra takiplerinde hileli yollarla usulsüz tebligat yapıldığını, taşınmazlarının alacağa mahsuben davalı tarafından yarı fiyatına alındığını iddia etmiştir.
İradenin fesada uğradığı hallerden olan aldatma (hile), yanılma (hata) ve korkutmada (ikrah) olduğu gibi aşırı yararlanma (müzayaka, darda kalma, sömürme) halleri de tanık dâhil her türlü delil ile ispatlanabilir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacının hangi nedenlerden ötürü iradesinin fesada uğratıldığı, kendisinden aşırı yaralanılıp yaralanılmadığı hususlarında talebini açıklatmak, eğer bu iddiasını hak düşürücü süre dolmadan yaptı ise iradesinin fesada uğratıldığı veya zor durumda bırakıldığı hukuksal nedenine ilişkin tüm delilleri toplamak ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. İlk Derece Mahkemesince bu iddialar üzerinde durulup, tartışılmadan eksik inceleme ile karar verilmesi yanlış olmuştur.
Açıklanan tüm bu nedenlerden ötürü Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, mahkeme kararının onanması yönündeki kararına katılmıyorum. 8.11.2022