Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/13035 E. 2009/14534 K. 22.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13035
KARAR NO : 2009/14534
KARAR TARİHİ : 22.12.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 26.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde istirdat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın ikinci kademedeki istem bakımından kabulüne dair verilen 29.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 29.09.2009 günü mürafaa icrasından sonra dosyada görülen eksiklik nedeniyle evrak mahalline iade edilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya tekrar Dairemize gönderilmiş olmakla, içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı ferağa icbar suretiyle tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise ödemelerin istirdadına ilişkindir.
Mahkemece, sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığından tescil talebi, davacının havale suretiyle gönderdiği ödemeleri satışı vaadine karşılık yaptığını ispatlayamadığı gerekçesiyle de ödemelerin istirdadı talebi reddedilmiş, hükmü davacı vekili temyiz emiştir.
Dairemizin 24.05.2007 günlü 2007/5198 E -6207 K. sayılı kararıyla hüküm bozulmuştur.
Bozmada özetle “ferağın, taşınmazın ifrazı ve kat irtifakı tesisi koşuluna bağlı olduğu, şartın gerçekleşmemesi nedeniyle tescil isteminin reddinde yasaya aykırılık olmadığı, ikinci kademedeki istem bakımından ise; satış vaadi sözleşmesinde satış bedeli olan 30 bin liranın (27.08.1973) nakten ve defaten ödendiği yazılı olduğu için, resmi senette yer alan bu hükmün davacı tarafından ayrıca ispatının gerekmeyeceği, alacaklı olan davacının, taşınmazın tesciline ilişkin hakkını elde edemediğinden Borçlar Kanununun 96.maddesi hükmünce kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat edemeyen borçludan zararının tazminini isteyebileceği, bu nedenle davacı tarafın sözleşmede yapıldığı yazılan ödemenin dava tarihinde ulaştığı değerin güncelleştirme metodu ile bilirkişiye hesaplattırılıp tazminat olarak bu bedelin tahsilinin hüküm altına alınması” gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu, ikinci kademedeki istem bakımından davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, yukarıda yer alan bozma ilamı doğrultusunda güncelleştirme yapmak üzere dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi 24.01.2008 havale tarihli raporunda, davacının daire bedeli olarak davalıya ödediği sözleşmede yazılı 30 bin lira (27.08.1973)’nın dava tarihinde ulaştığı değerin (güncelleştirme metoduyla) 5202,77 YTL olduğunu saptamıştır. Ancak bilirkişi bu bedelin dairenin gerçek değerini göstermekten çok uzak olduğunu belirterek, arsa payı ile birlikte toplam değerin 60.106,00 YTL olması gerektiğini dile getirmiş, mahkemece de bulunan bu ikinci rakam hüküm altına alınmıştır. Halbuki, yukarıda ayrıntılı biçimde özetlenen Dairemiz bozma ilamı gayet açıktır. Dairemiz bozma ilamında “mahkemece davacı tarafın sözleşmede yapıldığı yazılan ödemenin dava tarihinde ulaştığı değer güncelleştirme metodu ile bilirkişiye hesaplattırılmalı, tazminat olarak bu bedelin tahsili hüküm altın alınmalıdır” denildiğinden, bilirkişinin bulduğu 5202,77 YTL (TL) tazminat usuli kazanılmış hak oluşturduğundan bu rakamın tazminat olarak hüküm altına alınması gerekirken dairenin değeri olarak saptanan rakamın hüküm altına alınmış olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 625,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 22.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.