Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2011/11821 E. 2011/14609 K. 24.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11821
KARAR NO : 2011/14609
KARAR TARİHİ : 24.11.2011

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarih : 27/05/2010
Nosu : 2006/313-2010/141

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacılar, davalı kurumdan tasfiyeye girmeden önce şirket adına kredi kullanıldığını, davalı lehine ipotek tesis edildiğini, ödeme güçlüğüne düşüldüğünden davalının istemi üzerine boş bono verildiğini, davalının senetle icra takibine başladığını, icra takibi sırasında takibe itiraz edilirse bono ile ipoteğin ayrı alacak olduğunun iddia edileceğinin söylenmesi üzerine protokolün imzalanmasına neden olunduğunu, icra dosyasına yapılan ödemelerin bildirilmediğini, davalının ödemelerle eski kredi borcunu kapatacağı yerde yeni kredi borcunu kapatıp fazla faiz uygulandığını, ödenen tutarlardan kur farkı, masraf, vergi adı altında belirsiz mahsuplar yaptığını, bononun müzayaka halinde alındığını, aksi durumda dahi davalının bonoyu alacaklı olduğu tutarda doldurması gerektiği halde faize faiz işleterek doldurduğunu belirterek, borcun tespitine, kalan borcun yasal faiz ile hesaplanmasına, % 40’tan az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacılar ile müvekkili arasında 13.03.1997 tarihinde yapılan sözleşme ile davacı şirkete kredi kullandırıldığını, diğer davacıların vadeli satış sözleşmesinin müşterek borçlu ve müteselsil kefili olduklarını, davacıların kredi borcuna karşılık düzenledikleri kambiyo senedi ile icra takibine başlandığını, davacıların 2001 yılı başından itibaren vadeli borçlarını ödemekte temerrüde düştüklerini, davacıların kanuni takip hesaplarına alındıkları 02.08.2001 tarihi itibariyle davalıya 72-310 DM ile bu borçlarına ödeme gününde hesap edilecek kur farkı KDV ‘si ile BSMV ödemeye borçlu olunduğu bilindiği halde vadesi geçmiş borcu ödemediklerini, temerrüde düşen davacı aleyhine icra takibine başlandığını, icra takip tarihi itibariyle alacağın daha fazla olduğunu, icra takibinden sonra taraflar arasında ödeme protokolü yapılarak, davacıların tüm borçlarının 45.000.00 Euro olarak hesaplanıp, bu miktarın 18 aylık taksitler halinde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, protokol yükümünün yerine getirilmediğini, bu nedenle takibe kalınan yerden yeniden başlandığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, icra dosyası, bilirkişiden alınan kök raporda davacı yanın borcunun takip tarihi itibariyle takip talep tutarı kadar olduğunun belirlenmesi, takip tarihinden sonra icra dosyasına yapılan ödemelerin icra müdürlüğünce resen nazara alınacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Mahkemece alınan 15.05.2008 günlü bilirkişi raporuna davacılar vekili gerekçelerini göstermek suretiyle itiraz etmiştir. Nitekim mahkemece de anılan bu itirazların değerlendirilmesi için ek rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 02.11.2009 havale tarihli bilirkişi ek raporunun “inceleme ve değerlendirme” başlıklı bölümünde ise ; “Davalı tarafça başlatılan takibin konusu 24.01.2001 vadeli, 69.060 DEM meblağlı bonodur. Davacı şirket borçlu ve diğer davacılar da kefildir. Kök bilirkişi raporunda değerlendirme ve hesaplama buna göre yapılmış olup, davacıların iddiası da böyle bir bononun verilmediğine ilişkin değildir. İddia esasen bononun kredi borcuna teminat nedeniyle verildiği yönündedir. Bunun yanında döviz kredisi borçları bakımından döviz borcuna mahsuben Türk Lirası cinsinden yapılacak ödemelerin, ödeme tarihi ile vade tarihleri nazara alınarak kur farkına tabi tutulması ve ayrıca BSM vergisine tabi bulunacakları açıktır. Esasen kredi borcunun bonoda gösterilen meblağ kadar olmadığı iddiası başka bir iddia olmakla beraber sayın mahkemece bu hususun incelenmesi talep edilmiş ise öncelikle kredi dosyasının dava dosyası içerisinde bulunmadığı ve davalı şirketin tasfiye süreci nedeniyle yerinde tetkik edilmesinin de mümkün olmadığı ifade edilmelidir…” denilmiştir.
Bu durumda mahkemece, sözkonusu ek rapor ile itirazların karşılanmadığı gözetilerek konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınıp, toplanan delillere göre varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, itiraza uğrayan 15.05.2008 günlü asıl rapora dönülerek, bu raporun kabulüyle eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, vekilleri Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacılar yararına takdir olunan 825.000 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacılara verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 24.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi