Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/3462 E. 2010/578 K. 27.01.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3462
KARAR NO : 2010/578
KARAR TARİHİ : 27.01.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davalının kefaletiyle dava dışı …’a kullandırılan araç kredisi ve işletme kredisinin ödenmemesi üzerine yapılan takibin vaki itiraz üzerine durduğunu belirterek, itirazın iptaline, takibin devamına, davalının alacağın %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesine delillerin eklenmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, banka kayıtları üzerine yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, davalının kefili olduğu, 22.000 TL’lik taşıt kredisinden dolayı toplam 4.457 TL borcunun bulunduğu, 04.12.2006 tarihinde yapılan limit artırım sözleşmesinden dolayı imzasının bulunmaması nedeniyle sorumlu tutulamayacağı belirtilerek davanın kısmen kabulüne, 4.457 TL üzerinden itirazın iptaline, davalının alacağın %40’ı oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, davacı bankanın davalı kefilin hangi sözleşmede imzasının bulunduğunu bilebilecek durumda olması nedeniyle reddedilen kısım üzerinden %40 oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda davalı, 14.12.2005 tarihli 250.000. TL’lik genel kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzalamış, bu sözleşmenin eki niteliğindeki limit artırımı sözleşmesini ise imzalamamıştır. Kefil, kefalet limitiyle sınırlı olarak kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olup, limit artırım sözleşmesinin asıl kredi sözleşmesinden ayrı düşünülmesi suretiyle müstakil bir kredi sözleşmesi şeklinde değerlendirilmesi isabetli değildir. Davacı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı bu yönde yaptığı itirazlar üzerinde durulup, tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 27.1.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.