Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/5064 E. 2012/17192 K. 11.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5064
KARAR NO : 2012/17192
KARAR TARİHİ : 11.10.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı kurum tarafından gönderilen ödeme emrinin zamanaşımına uğraması nedeniyle iptaline borcu bulunmadığının tespitine ve icra takibi nedeniyle haczin kaldırılmasına icra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekilince süresinde, davalı vekilincede süresi dışında yerel mahkemece 13/12/2011 tarihinde ek kararıyla temyiz isteğinin reddine karar verilmiş ek kararın yine davalı kurum vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Davalı Kurumun temyizi yönünden;
Temyiz olunan karar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 432.maddesi gereğince kanuni temyiz süresinin geçirilmesi nedeniyle, temyiz isteminin yerel mahkemece reddine ilişkindir.
Temyiz isteminin reddine ilişkin karara yöneltilen temyiz dilekçesi süresinde ise de, işin esasına ilişkin yerel mahkeme kararının yasal süre içerisinde temyiz edilmediği anlaşılmaktadır. Gerçekten, hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun yürürlükte bulunan 8. maddesi hükmüne göre İş Mahkemelerinden verilen kararların 8 gün içerisinde temyiz olunması gerekir.
Olayda, bu süre geçtikten sonra İş Mahkemesi kararının temyiz edildiği, dosya içeriğinden anlaşılmakla davalı Kurumun yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
2-Dosyadaki yazılara toplana delillere hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
3- Dava, zamanaşımına dayalı olarak gayrimenkul üzerine konulan haczin kaldırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yerel mahkemenin eksik araştırmaya dayalı olarak tahsil zamanaşımını kesen nedenlere ilişkin değerlendirmede hataya düştüğü görülmektedir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 80. maddesinde 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gereği öngörülmüş; 3917 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklik aynı Kanunun 8. maddesi hükmüne göre, 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe girmiş; daha sonra, 24.06.2004 tarih, 5198 sayılı Kanunla aynı maddede yapılan değişiklik sonucunda, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun 102. maddesinin de uygulanma olanağı bulunmadığı düzenlemesi getirilmiş ve düzenleme 06.7.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, zamanaşımı süresi bakımından 3917 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden önceki dönemle, 5198 sayılı Kanunun yürürlüğü sonrasına ilişkin prim ve gecikme zamları yönünden, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Giderek, zamanaşımının başlangıç tarihi ise, yine, Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanunu’nun 132. ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir. 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren, 3917 sayılı Kanunun getirdiği düzenlemenin geçerli olduğu döneme ilişkin prim ve gecikme zammı alacakları yönünden ise, 6183 sayılı Kanunun zamanaşımına ilişkin 102. ve ardından gelen maddeleri geçerlidir. Bu yönde 102. madde hükmüne göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı ise, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılbaşıdır.
Somut olayda Manisa Sigorta İl Müdürlüğünün 1998/458 sayılı takip dosyası ile prim borçlusu… Tic. A.Ş. ve bu A.Ş.’temsil ve ilzama yetkili yönetim Kurulu Üyesi davacı hakkında ödenmeyen 1998/9,10,11,12 aylara ilişkin 68.114 TL lik prim aslı ve 27.850. TL lik gecikme zammı olmak üzere toplam 95.965 TL’lik icra takibine geçildiği davacıya ödeme emrinin 15.6.2004 tarihinde tebliğ edildiği borcun kesinleşmesi üzerine davacıya ait taşınmaz üzerine 24.6.2004 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmaktadır.Davacı iş bu dava ile davalı Kurumun 24.6.2004 tarihli haciz işleminden sonra takip konusu borçla ilgili 5 yıl içinde hiçbir işlem yapılmaması nedeniyle 6183 sayılı Yasını 102.maddesi uyarınca borcun zaman aşımına uğraması nedeniyle gayri menkul üzerine konulan haczin kaldırılması talebinde bulunmaktadır.Takibe konu prim ve gecikme zammı borcu 1998 yılı 9-12 aylara ilişkindir. Bu duruma göre dava konusu prim alacağının vadesinin oluştuğu tarihe göre 3917 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemenin yürürlükte olduğu döneme ilişkin olduğu, giderek zaman aşımının alacağın vadesinin rastladığı tarihi takip eden yılbaşından tarihinden itibaren 5 yıl olduğu, tahsil zaman aşımını süresini kesen hallerin de 6183 sayılı Kanun’un 103.maddesine göre belirlenmesi gerektiği ortadadır.
Mahkemece davacının 14.6.2004 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine 24.6.2004 tarihinde gayrimenkul üzerine konulan hacze bir itirazının bulunmaması nedeniyle bu iki hususun taraflar arasında tartışmasız durduğu ancak 24.6.2004 tarihinde konulan haczin zaman aşımına uğradığına ilişkin davacı iddiası yönünden 6183 sayılı Kanun özel nitelikte bir kanun olup açık bir gönderme olmadıkça İcra İflas Kanunu konuya ilişkin maddelerinin uygulanmasını mümkün olmadığı icra takibini yapan ve haczi uygulayan merciin dava dosyasında davalı Kurum olduğu haciz konulduktan sonra takip eden işlemlerin talep edileceği ayrı bir kurum ve kuruluş bulunmadığı böyle bir kuruluş bulunmaması nedeniylede süreden söz edilemeyeceği bu durumda zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı ve 6183 sayılı Yasada haciz tarihinden itibaren belirli bir sürede satış istenilmediği taktirde haczin düşeceğine ilişkin bir hükmün yer almadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de 6183 sayılı Kanunun 102 .ve 103.maddelerinin göz ardı edildiği açıkça ortadadır.
6183 sayılı Yasanın 103.maddesi haciz tatbikini, zaman aşımını kesen işlemler arasında saymıştır.Haczin uygulandığı 24.6.2004 tarihi itibariyle 5 yıllık zaman aşımı kesilmiştir.Ancak haciz zamanaşımını durduran değil ,kesen bir işlemdir.103 maddenin devamında kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zaman aşımı yeniden işlemeye başlar hükmünü içermekte olup dava konusu alacak için 5 yıllık zaman aşımı süresinin 1.1.2005 tarihi itibariyle yeniden işlemeye başladığının kabulü gerekir.Aksi düşünce mülkiyet hakkının ihlalini oluşturacak nitelikte borçulunun sürekli haciz tehdidi altında bırakılması ve Anayasada hükmünü bulan eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacak nitelikte kamu alacağına üstünlük tanınması sonucuna götürür .
Mahkemece bu durumda yapılacak iş 24.6.2004 haciz tarihinden itibaren alacaklı davalı Kurum tarafından 6183 sayılı Yasanın 103 ve 104.maddeleri uyarınca zaman aşımını kesen herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.