YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/14005
KARAR NO : 2013/5803
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, 18.03.2005 tarihli dilekçesiyle sınırlarını bildirdiği Çığlık Beldesinde bulunan 1500 m2 yüzölçümündeki taşınmazın genel kadastroda tapulama dışı bırakıldığını, müvekkilinin emek ve para sarf ederek temizleyip, imar ve ihya ettiğini, o günden sonra tarım alanı olarak malik sıfatıyla zilyet ettiğini, müvekkili yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğunu iddia ederek, Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince müvekkili adına tapuya tescilini istemiştir. Hazine dava konusu taşınmazın Hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, 04.10.2005 tarihli bilirkişi rapor ve krokisinde (A) ile gösterilen 1735 m² yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline, aynı krokide (B) ile gösterilen 231 m² yüzölçümündeki bölümün Hazine adına tapuya tesciline, beyanlar hanesine bu bölümün 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının yazılmasına ilişkin verilen karar, Hazine vekili tarafından (A) bölümüne ilişkin temyiz edilmekle, 20. Hukuk Dairesinin 26.03.2009 gün ve 2009/2241 – 5142 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “…en eski tarihli hava fotoğrafı ve memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun, imar ve ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlayıp tamamlandığı belirlenmeli, taşınmazın eski ve yeni niteliği konusunda jeoloji mühendisinden de ayrıntılı rapor alınmalı, keşif sırasında taşınmazı çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı, davanın açıldığı tarihten önce ya da sonra Hazine yetkilileri tarafından hazırlanan idarî tahkikat ve haksız işgal (ecrimisil) tutanakları varsa bu tutanaklar da yerine uygulanıp tutanaklarda ismi yazılı kişiler tanık sıfatıyla dinlenilmeli, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırması usûlüne uygun olarak yapılmalı, sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda ziraat mühendisinden Kanunun amacına uygun rapor alınmalı…” denilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra taşınmazın maki tefrik sahasında kaldığı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2004/1 Esas – 2010/1 Karar sayılı
kararı ve 6831 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile eklenen ek madde 10 uyarınca zilyetlikle kazanılamayacakları gerekçesiyle davanın REDDİNE ve fen bilirkişi … tarafından düzenlenen 04.10.2005 günlü rapor ve krokide (A) ile gösterilen 1735 m² ve (B) ile gösterilen 231 m² taşınmazların Hazine adına tesciline, (B) bölümünün beyanlar hanesine bu bölümün 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının şerh olarak yazılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, arazi kadastrosunda tapulama harici bırakılmış taşınmazın, imar ve ihya ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle, Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince tapuya tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Kanuna göre 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi, daha sonra 1976 yılında yapılıp, ekip çalışmaları 23.04.1977, komisyonun itirazların incelenmesine ilişkin çalışmaları da 13.04.1982 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması, 1987 yılında yapılıp dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon, sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi de, 1956 yılında yapılmış ve sonuçları 14.10.1956 – 14.11.1956 tarihleri arasında ilân edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiş, taşınmaz kayalık niteliğiyle tescil harici bırakılmıştır.
1) Davacı vekili, çekişmeli taşınmazın (B) bölümüne ilişkin temyiz itirazları yönünden; İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdidi, aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılan yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 15.10.1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle 1982 tarihinde yapılıp kesinleşen 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde uygulaması nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğundan kazandırıcı zamanaşımı yolu ile kazanılamayacak taşınmazlardan olduğu anlaşıldığına ve yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, (B) bölümüne ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davacı vekilinin, taşınmazın (A) bölümüne ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, çekişmeli taşınmazın makiye ayrılan sahada kaldığından 30.04.2010 tarih 2004/1-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. gereğince zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilerek davanın tümden reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemede, çekişmeli taşınmazın (A) bölümünün 1942 yılında yapılan orman tahdidi dışında bırakıldığı ve 1952 yılında makiye tefrik edilen alanda kaldığının belirlendiği, davanın özelliği nedeniyle maki tespit komisyonlarının yaptıkları işlemlerin niteliğinin belirlenmesinin zorunlu olduğu, 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 sayılı Kanunla değişik 3116 sayılı Kanunun 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tespit komisyonlarının kanunî ve yaptıkları işlemlerin de geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin kabul edildiği, gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilâmları kanunî değerlerini yitirirler. Makiye ayrılan yerlerle özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği (HGK’nun 27.02.2002 gün ve 2002/1-19 E.-97 K.), İçtihadı Birleştirme Kararı ile maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edildiği ve İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, tahdidin kesinleşmesiyle orman olarak tapuya kayıt edilecek taşınmazın, makiye ayrılmakla tapusuz hale dönüşmeyeceğinin vurgulandığı, 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ise, 3116 sayılı Kanun hükümlerine
göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığının, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığının, 27/01/2009 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanuna eklenen ek 10. madde hükmünün maki tespit komisyonlarınca 5653 sayılı Kanun uyarınca maki olarak tespit edilen yerlere de uygulanması gerektiğinin ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığının kabul edildiği vurgulandığından, orman tahdidi kapsamı dışında bulunan taşınmazlarda 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı ve 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararlarının uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; çekişmeli taşınmazın (A) bölümünün orman tahdidi dışında olduğu mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucunda tespit edildiğinden, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerdendir. Yörede 1956 yılında yapılan genel arazi kadastoru sonucunda düzenlenen ve bir örneği dosyasına getirtilen orjinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, arazi kadastrosu sırasında kayalık niteliğiyle tesbit harici bırakıldığı, düşük eğimli olduğu, 1958 yılı hava fotoğrafında maki karakterinde bitki örtüsü bulunduğu, üzerinde 18 ve 20 yaşlı meyve ağaçlarının bulunduğu, imar ve ihyasının tamamlanarak imar planına alındığı 2001 yılına kadar 20 yıldan fazla süreyle fasılasız ve nizasız malik sıfatıyla zilyet edinildiği mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucu anlaşıldığından, bu bölüme ilişkin davanın kabulü gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek davanın tümden reddine karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin (B) ile gösterilen 231 m² bölüme ilişkin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) İkinci bentde açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin (A) ile gösterilen 1735 m² bölüme ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile bu bölüm yönünden hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 20/05/2013 günü oy birliği ile karar verildi.