Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2010/3969 E. 2010/7163 K. 09.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3969
KARAR NO : 2010/7163
KARAR TARİHİ : 09.06.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih :12/11/2009
Nosu : 2006/86-2009/532

Davacı tarafından …olarak açılan iflas davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahillerden … vekili ile … vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacı vekili, müvekkili şirketin pasifinin aktifinden fazla olduğunu, borca batık durumda bulunduğunu, bu nedenle iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Müdahiller … ve … vekili, iflas talebi konusunda usulüne uygun bir yönetim kurulu kararı bulunmadığını, müvekkili …’nün ortaklıktan ayrılma istemi hakkında görülen başka bir davada şirket yetkililerinin şirketin aktifinin pasifinden fazla olduğunu ve kar ettiklerini savunduklarını, davacı şirket temsilcileri hakkında usulsüz işlemleri nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, bilançonun gerçeğe aykırı olduğunu, muvazaalı borçlar ihdas edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer müdahiller vekilleri, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının pasifinin aktifinden fazla olduğunun konusunda uzman bilirkişilerin raporuyla saptandığını belirterek davacının iflasına karar verilmiş, müdahiller … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Borca batıklık sebebiyle şirketin doğrudan doğruya iflâsını, şirket adına yönetim kurulu talep edebilir (İİK m.179; TTK m.324,II). Şirketin iflâsının bir vekil (avukat) tarafından talep edilebilmesi için ise vekilin vekaletnamesinde iflâs talebi konusunda özel yetkinin bulunması zorunludur. Ayrıca vekaletnameyi verenlerin, vekaletnamenin tanzimi tarihinde şirketi temsil ve idare yetkisine sahip olmaları gerekir. Mahkemece re’sen gözetilmesi gereken bu hususların, müdahiller vekillerinin itirazlarına rağmen Yargıtay denetimine elverişli şekilde incelenmeksizin işin esasına geçilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Borca batıklık nedeniyle bir şirketin kendi iflâsını talep etmesi üzerine borca batıklığın tespiti sırasında kaydî değerlerin değil, rayiç değerlerin esas alınması gerekir. Bu nedenle, şirketin aktifinde yer alan tüm varlıkların rayiç değerlerinin (piyasa satış kıymetlerinin) mahkeme tarafından atanan konusunda uzman yeminli bilirkişiler aracılığıyla tespiti gerekli olup, bilançoda kayıtlı değerler üzerinden varsayımlara dayalı olarak borca batıklığın saptanması doğru değildir. Bilirkişi ek raporunun 5. sayfasındaki “stoktaki malların hasarsız ve kullanıma elverişli oldukları varsayılarak rayiç değeri belirlenmiştir” ifadesinden söz konusu şirketin borca batıklığının usulüne uygun şekilde tespit edilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yön üzerinde durulmadan şirketin borca batık olduğunun kabul edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 09.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.