YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2615
KARAR NO : 2011/13022
KARAR TARİHİ : 24.10.2011
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya olan borcunu ödemesine rağmen, müvekkiline ait taşınmaza konulan ipoteğin kaldırılmadığını ve ipoteğin paraya çevrilmesi için takip başlatıldığını bildirerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı vekilinin mazeret bildirmeksizin katılmadığı ve davalı vekilinin de davayı takip etmeyeceklerini bildirdiği 24.02.2010 tarihli celse itibariyle dosyanın işlemden kalktığı, fiilen işlemden kaldırılmamış olmasının kayden ve hukuken dosyanın bu tarihte işlemden kaldırılmadığı anlamına gelmeyeceği, davacının yasal sürede davayı yenilemeyerek takipsiz bıraktığı gerekçesiyle HUMK’un 409. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın açılmamış sayılması kararının verilebilmesi için gerekli koşullar 1086 sayılı HUMK’nun 409. (6100 sy. Hukuk Mahkemeleri Kanunun 150.) maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; mahkemece her şeyden önce davanın taraflarca takip edilmemesi üzerine işlemden kaldırılmasına dair bir karar verilmesi gerekmektedir. İşlemden kaldırma kararı verilmediği takdirde davanın yenilenmesi için talepte bulunma olanağı ortadan kalktığından böyle bir durumda sonradan, doğrudan doğruya davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul kurallarına uygun düşmez.
Somut olayda, mahkemece 14.10.2009 tarihli oturumda HUMK’nun 409. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, davacı vekili tarafından verilen 10.11.2009 havale tarihli yenileme dilekçesi üzerine, aynı gün yenileme tensip tutanağı tanzim edilerek duruşmanın 24.02.2010 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir. 24.02.2010 tarihli oturuma davacı vekili gelmemiş, davalı vekilinin katılımıyla yapılan duruşma sonucunda verilen ara kararı ile davacı vekiline çıkarılan tebligat parçasının dönmesinin beklenmesine karar verilmiş ve yeni duruşma günü olarak 12.05.2010 tarihi kararlaştırılmıştır. 12.05.2010 tarihli oturuma taraf
vekillerinin katıldığı ve bu duruşma sonunda da aynı şekilde, davacı vekiline çıkarılan tebligatın akibeti konusunda PTT’ye müzekkere yazılmasına dair ara kararı oluşturulduğu ve duruşmanın 21.07.2010 tarihine bırakıldığı anlaşılmıştır. 21.07.2010 tarihli duruşmaya da her iki taraf vekilinin katıldığı görülmüş, davacı vekilinin işin esasına girilmesini talep ettiği, davalı vekilinin ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini istediği tespit edilmiş, ancak bu duruşma sonunda mahkemece taraf vekillerine eksik belgelerini sunmak için süre verilmesine ve tebligat akibetinin araştırılmasına dair ara kararı tesis edildiği, yeni duruşma günü olarak 10.11.2010 tarihinin belirlendiği anlaşılmıştır. 10.11.2010 tarihli oturumda ise; davacı vekiline çıkarılan yenileme dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligat parçasının döndüğü ve davacı vekiline 10.11.2009 tarihinde tebligat yapıldığının saptandığı tutanağa geçirildikten sonra taraf vekillerinin beyanları alınmış ve dosyanın heyete tevdiine karar verilmiştir. Taraf vekillerinin hazır bulundukları 02.12.2010 tarihli son duruşmada, dosyanın 24.02.2010 tarihinde işlemden kalktığı ve yasal sürede yenilenmediği için davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Görüldüğü gibi, somut olayda, ilk yenilemeden sonra kararlaştırılan 24.02.2010 tarihli oturumda dosyanın işlemden kaldırılmasına dair bir karar verilmemiş, yargılamaya devam edilmiş ve hatta ileriki celselerde taraf vekillerine eksik belgelerini sunmak üzere süre de verilmekle işin esasına girilmiştir. Dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin bir karar verilmediğinden yenileme konusunda talepte bulunma olanağı da ortadan kaldırılmış olmaktadır. Hal böyle olunca somut olay bakımından anılan yasa hükmündeki davanın açılmamış sayılma koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden, yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlere hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 24.10.2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.